8 Eylül 2019 Pazar

Run Fire Salt Lake 2019.. Sonsuzluğa Koşarmışçasına..

Koşu sevenler için yaz dönemleri genelde sıkıcı geçer. Mayıs bittikten sonra Eylül ortasına kadar yarış sayısı azaldığı için genelde tatil ve antrenman odaklı oluyoruz. Bu sene de yaz ayları bu kadar boş kalınca farklı bir şey yapmak istedik. Yazın ortasında, sıcağın altında amacı 30 derecede koşmak olan bir yarış. Uzunetap'ın düzenlediği Tuz Gölü'nün mükemmel tuz zemininin üzerinde koşulan "Run Fire Salt Lake".


Her yarışın tadı, tarzı, hazırlığı ve heyecanı farklı oluyor. Bu yarışın ise bambaşka oldu. 10k-20k-40k-80k ve 100 mil (160k) parkurlarında koşulan bu yarışta ben itidalli davranarak 20k koşmayı seçtim. Burdan o kadar yolu 10km için gitmek mantıklı gelmedi ama 40 ve üzeri bir yarış için de hazır olduğumu söyleyemem henüz. Bir de hava ve zemin şartlarını düşününce cesaret edemedim. 80 ve 160 için hala aynı duygularda olsam da 20k da bugün için düşününce yetmedi sanki bana :)




Artık yol koşuları ve dağlarda, ormanda koşulan patika koşuları hayatımızın birer parçası olsa da Türkiye'nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü'nün adı gibi tuz olan bembeyaz ve sonsuzluğu andıran zemininde koşma fikri oldukça heyecan verici idi. Hele ki geçen sene koşanların fotoğraflarını gördükçe insanın heyecanı iki katına çıkıyor. Bambaşka bir tecrübe ve hatıralar olacak tabi ki hayatımızda. Hazırlıklarımı da buna göre yaptım.




İzmir'de koştuğum Wings for Life sonrası verdiğim ramazan arası bana iyi gelmişti. Kendimi ve vücudumu dinlemek için güzel bir meditasyon benim için. Ramazan sonrası ise yavaş yavaş koşulara başladım. Genelde yol koşularına hazırlanırken hız ilk odağım olur. Bu sefer ise tamamen farklı bir strateji oluşturdum. Dayanıklılık ilk hedefimdi. Ne olursa olsun 20 km koşacaktım ve 30 derece sıcaklık bir yana hiç bilmediğim bir zeminde koşacaktım. Başıma neler geleceğini bilmediğim için buna göre hazırlanmalıydım.




Temmuz 15'e kadar neredeyse tüm koşularımı 25 derece ortalama sıcaklık ve yüksek nemde yaptım. Özellikle haftaiçi iş çıkışı Caddebostan bu konuda güzel bir olanak sunuyor bana. Yaklaşık 26 derece ve yüksek sıcaklık 8-10 km koşular ilk etapta çok faydalı oldu. Sonra da çıktığımız bir Çanakkale-Bozcaada tatili oldu. Burda sağolsun Cem hocam ve diğer arkadaşlarla yine sıcak havada 21 ve 15 km lik iki güzel antrenman yaptık. Haftasonu orman uzunları ise cabası oldu. 


Artık mental olarak da koşuya hazırdık ki son 1 hafta kala uzunetap mesajı ile sarsıldık. Yaz ortası meydana gelen uzun ve şiddetli yağışlar neticesinde o tarihlerde kuru olması gereken gölün koşacağımız kısımları resmen göl olmuş. Yarışın önce ileri bir tarihe daha sonra ise 31 Ağustos'a ertelendiği haberi geldi. Yaz mevsimi tamamen bomboş kalmıştı. O zaman hazırlık süresini uzatacaktık artık.



İmdadımıza kurban bayramı yetişti. Adım Adım Florya grubundan arkadaşlarımızla bayramı Kerpe'de hem tatil hem de bir spor kampına çevirerek güzel bir antrenman dönemi geçirdik. 3 gün boyunca arka arkaya 21-15-13 km koşarak toplamda 4 günlük tatili nerdeyse 50 km civarında koşarak bitirdim. Hava sıcaklığını ve koştuğumuz irtifayı da katarsak oldukça verimli bir kamp sona ermiş oldu. Daha sonra dönüşte ise Columbia Montrail grubu ile çıktığımız iki antrenman ve Ayvad bendinde koştuğumuz 20km ile yarışa hazırdık. Ağustos ayını 200km ile bitirmek için geriye kalan tek şey yarışı sağlıklı bir şekilde bitirmekti :)



30 Ağustos sabahı 2 araba yola çıktık İstanbul'dan. İlk hedefimiz Tuz gölü idi. Dönüşte ise Anıtkabir'e uğrayıp Ata'mızı ziyaret edip bayramını kutlayacaktık. Kocaeli'de İzmir Marşıyla Cem hocamızı otobanda bırakıyorduk ki geri toplayıp yola koyulduk tekrar. Yaklaşık 8-9 saatlik bir yolculuğun ardından Tuz Gölüne ve yarış alanına ulaştık. Çadır alanında yer kalmadığı için en doğru kararı verdik ve kampımızı gölün kenarına attık. Önümüze başka çadır gelmediği için sabah direk uçsuz bucaksız göl manzarası ile uyanmak ayrı bir keyif oldu tabi ki.




Çadırları kurup hemen yemek yemek için yarış alanına geçtik. Önce kitlerimizi aldık. Yarış kitinde göğüs numaramız, tshirt, bepanthol seti, kit çantası, redbull ve bileklik mevcut idi. Bileklikle gidip makarna partisine katıldık. Yolculuk o kadar yormuş ve acıktırmış ki 3 tabak makarna ve tavuk but yedim :) Ertesi güne karbonhidrat tabi ki aynı zamanda. O sırada 100 mil koşucuları da start aldı. Ve arkasından da güneş battı. Beklediğimiz gibi hava karardıktan sonra hava sıcaklığı 15 dereceye kadar düştü ve rüzgar çıktı. Çadır önünde oturup keyifli sohbet etsek de sabah koşacağımızı düşünüp daha uzun bir muhabbeti yarın akşama bırakıyoruz. 




Sabah güneş 6:15te doğuyor. Ben zaten gece heyecandan yarım yamalak uyuduğum için erkenden uyanıyorum. Hazırlıklarım tamam. Bu yarış için hazırladığım kıyafetlere gelirsek zeminin tuz ve balçık olabileceğini tahmin ederek eski Nike ayakkabılarım ile geldim. Yeni ayakkabılarımdan birini buraya feda etmeyi göze alamadım. Yine Nike kırmızı kolsuz atletim, Under Armour koşu şortum ve kırmızı şapkam, Kalenji trail çantam, uzun kırmızı çoraplarım, Garmin Fenix 3 saatim ve kırmızı koşu gözlüklerim diğer ekipmanımdı. Sırtımda 1lt ve ön cebimde ise 250 ml su kabım da hazırdı. Artık fotoğraf çekilip starta doğru geçme zamanı geldi. 




Herkes çadırından çıkıp hazırlanıp geldiği için çok da güzel ve keyifli bir ortam var gerçekten. Tuvalet sırasından, çadırlara, kahvaltıya kadar herkes arkadaşımız sayılır. Bu ortamda da artık yarış başlamak üzere. Heyecan dorukta. Sinem 10 km koşacak ve muhtemelen de benden önce bitirecek yarışı. Cem abi, Utku, Selma, Dilara ve ben 20 km koşuyoruz. Dilek, Yasemin ve Emre de 10 km koşacaklar. İzmir'den Murat da geldi ama şanssızlık koşamıyor. Yine de destek için finishte olacak. Hadi herkese başarılar deyip veriyoruz startı.




En kalabalık start bizimki oluyor çünkü 10 ve 20km beraber çıkıyoruz. Yarıştan önceki hedefim 6 pace falan koşarım 2 saatte bitiririm şeklinde. Ne zaman hedefi böyle koymuş da koşmuşum ki ben. Yarış başladı ilk 2-3 km Utku ile beraber çıktık. Cem abi klasik aldı başını gitti :) Biz 5:30 tempoda devam ediyoruz ama içim kıpır kıpır. Yine de havaya ve zemine alışana kadar devam ettim. Utku'nun da hızlanmaya niyeti yok gibi ben biraz öne çıktım. Mesafe arttıkça zemin bozulur mu diye düşündükçe daha da güzelleşti ortam. Kalabalık dağıldı. Ben de hızlanmaya devam ettim. 5:00 pace ortalamada sabitledim kendimi öyle devam ettim. 5.km de 10k ların dönüşünü de geçince parkur iyice rahatladı. 




Tuza bastıkça "kırt kırt" sesleri duyarak koşmaya devam ettim 10.km ye kadar. Susamasam bile sürekli su içerek kendimi zinde tutmaya çalıştım. Yarıştan yarım saat önce elektrolitli bir jel yemiştim. Bir de kafeinli yanıma almıştım ihtiyaç halinde kullanırım diye. 10.km ye o kadar diri geldim ki hiç gerek kalmadı. Kontrol noktasına girdiğimde de hiç vakit kaybetmedim. Biraz limon-tuz takviyesi aldım. Ufak su kabımdaki suyu tazeleyip tekrar yola koyuldum. 10-15.km arası kendimi efsane iyi hissettim. O kadar diri ve rahat koşuyordum ki yaptığımız o orman antrenmanları, uzunlar ve sıcak hava koşularımın ne kadar faydalı olduğunu daha iyi anlıyordum. 




Manzara o kadar güzel ki hiç bitmeyen bir beyazlık var önümüze. İleride kontrol noktasını görüyorsun ama bir türlü ulaşamıyorsun :) Yol yok, sanki bir boşluk içinde özgürce koşuyormuşsun hissi. Tuzun üzerinde geçirdiğim o dakikaların bana verdiği coşku ve huzuru anlatabilmem mümkün değil. Koştukça yol uzasın istedim. Keşke 40km mi koşsaydım diye düşündüm. Sonra kendime geldim hemen ama sanki 25 yada 30km olsaymış yarış hiç de şikayet etmezdim aslında. 




Artık son 5km ye girdim. Sinem muhtemelen bitirmiş olmalıydı. Telefonum yanımda olduğu için onu aradım. 30 Ağustos olduğu için Türk bayrağımı getirmiştim ama çadırda unuttuğumu farkettim. Hem de Sinem'le bir yarışta beraber finish yapmak için daha güzel fırsat olamazdı. O bayrağı alıp beni finishten 300-400 metre önce beklemeye başlamıştı. 18.km de Murata haber verdim. Bekliyorsa kamerayı hazırlasın diye. Bu yarışın sonu zaten çok güzel olacaktı her haliyle. Tempom da o kadar iyiydi ki hiç yorulmadım bile nerdeyse. Artık sonlara yaklaşmıştım. Start alanı gözüküyor ama ulaşılamıyor gibi duruyordu. Şikayetçi olduğumu söyleyemem ayaklarım gittiği sürece.




Sinem beni karşıladı son metrelerde bayrağımızı açtık ve coşkulu bir şekilde girdik son düzlüğe. Çok mutlu hissettim kendimi o saniyelerde. O sıcakta o zeminde 20km göz açıp kapayıncaya kadar bitmişti. İlk 3 km si temkinli gittiğim yarışı 1:44:08 ile bitirdim. Çalışmak çok önemli. Hazır olmak. Kuvvetli olmak. Spor yapmaktan, sporcu olmaktan aldığım keyfi ne kadar anlatsam yetersiz kalır. 




Yarış sonrası nefesi toplayıp önce ayak masajı sonra da bacak kaslarıma masaj yaptırmaya gittim. Sonra sıvı ve meyve takviyesi alıp klasik fotoğraflarımı çektirdim. Sonra da yemeğimi yeyip dinlendikten sonra hakettiğimi düşünerek 3 tane bira içtim :) Uzun zamandır alkole verdiğim aranın ve alkol miktarını azaltmanın faydalarını da gördüğüm için hayatımın kalanında da bu şekilde davranmaya devam edeceğim sanırım. 




Biraz organizasyondan bahsedelim. Sanırım erteleme biraz planları bozmuş. Ben maliyet kısmak için biraz eksik buldum. Özellikle tuvalet ve duşlar oldukça yetersizdi. Bu konuda ciddi anlamda sıkıntı yaşadık ekip olarak. İkramlar, makarna partisi, yarış sonrası verilen yemek ise başarılıydı bence. Tshirt tasarımı çok başarılıydı ancak daha kaliteli bir kumaşa yapılabilirdi. Çok daha güzel olurdu. Madalya gayet güzeldi bence. Beğendim. Rüzgar olduğu için fazla toz vardı ama bunu organizasyona mal edemeyiz. Toz yüzünden yarış sonrası çok kişi çadırını toplayıp döndü. Pazar sabahı neredeyse sadece biz kalmıştık. 




Cuma akşamı geldiğimizde gün batımı çok efsaneydi ancak çadırdı yemekti derken hava erken karardı. Dolayısıyla tadını çıkaramamıştık. Yarış sonrası ise gün batımına yakın gölün ortasına kadar yürüdük. Belki de gün batımında ülkemizin en efsane yerlerinden biri olan Tuz Gölü tüm cömertliği ile bizi selamlıyordu. Hayatımda daha güzel bir gün batımı yaşamadım dersem yeridir. Yeteri kadar hazırlık yapmadan gittiğimiz için biraz hayıflandık bile. Sırf bu manzara bile buraya tekrar gelmek için başlı başına bir bahane zaten..




Gece hepimiz bayılmıştık zaten gündüz yarış,güneş, rüzgar derken çarpılmışız baya. Biraz şarap içip sabah erken yola çıkmak üzere çadırlara geçtik. Sabah da erkenden kalkıp çadırları topladık ve saat 9:00 olmadan yola çıktık. Hedefimiz kahvaltı edip bir an önce Anıtkabir'e gitmekti. Gölbaşı'nda Verçenik adlı bir Karadeniz kahvaltıcısında güzel bir kahvaltı ettik. Gerçekten çok lezzetliydi. Seneye gidecek olursanız gidişte yada dönüşte tavsiye ederim. 




Ve Anıtkabir'deyiz. 2 sene önce 23 Nisan'da gelmiş ama çok az kalabilmiştim. Her gördüğümde tüylerim diken diken oluyor. Sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısı olup Ata'mızın övgüsüne mazhar olabiliyor muyuz bilmiyorum ama O'nun izinden gidip Cumhuriyet'in bekçisi olma sözümüz var. Umarım tutabiliyoruzdur. Bu gurur dolu dakikalardan sonra müzeyi de geziyoruz. Artık dönüş vakti. 




İstanbul'a yaklaştıkça trafik fena ama gece 11 de de olsa eve dönüyoruz. Çok güzel çok keyifli unutulmaz anılardan biri daha geride kaldı. Sırada yeni hikayeler var. İlki Eylül sonu Çeşme'de. 1500 metre yüzüyorum bir de. Bekleyin beni :)

6 yorum:

  1. Harika. İnşallah seneye iştahlandırdın beni

    YanıtlayınSil
  2. Semih, Yazılarını okuyorum bu Sporu içtenliklen yaptın belli vede yazıların bir Masal gibi beni sonuna kadar Oku diyor. Sanki bende senlen O atmosferi yaşamış giyim. Böyle devam et.��‍♂️��

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok sağol Yücel abi o hissi verebilmişsem ne mutlu :)

      Sil
  3. Bir şereflikoçhisarlı olarak sizleri misafir etmekten onur duyduk. Tuzgölünün eşsiz doğası ve manzarasına doyamadığınızı anladım. Misafir etmek isterim. Saygılarımla

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Seneye tekrar gelmeye karar verirsek haberleşiriz tabi ki neden olmasın :)

      Sil