25 Nisan 2019 Perşembe

Berlin Yarı Maratonu 2019.. Tecrübe..

Bir hedefi başarabilmenin ilk şartı onu çok istemek ikinci şartı ise çok çalışmaktır. Bu sene bunu çokça tecrübe ettim. Çok emek koydum ortaya. Sadece parkurla değil sakatlığımla da savaştım, yeri geldi bozulan moralim ve psikolojimle de. Yine de hep yüksekte kaldım bu sene. Hep motive oldum. Genellikle de aldım karşılığını. Ne de olsa emeğimin karşılığıydı..




Berlin'e bu duygularla hazırlandım. Çok da moralli geldim buraya. Barcelona ve Antalya Yarı Maratonları beklediğimden daha iyi atlatılmışken bir de üzerine Akbatı Koşusu 10 km'de 43:02 ile kendi rekorum gelince motivasyonum da tavan yaptı tamamen. Tabi ki hazırlık sürecimi de çok pozitif etkileyen etmenlerdi bunlar. Bunun dışında 35.000 kişinin start aldığı, kayıtların 4 ay önceden kapandığı ve dünyanın belki en hızlı parkurlarından olan Berlin Yarı Maratonu için aslında çok da ekstra motivasyona gerek yoktu zaten.




Belki her yeni yazıda aynı şeyi yazıyorum Berlin bu zamana kadar en iyi hazırlık dönemini geçirdiğim yarı maratonum oldu. Artık sakatlığın etkilerini daha az hissediyor olmam bunda en önemli etken oldu. 1.41:58'le biten Barcelona'nın ardından burada hedefimi 1.39:59 olarak belirledim ve çalışmalarımı da buna göre şekillendirdim. Bu bağlamda da ilk ağırlık verdiğim dizime güvenebilmem için kuvvet antrenmanlarım oldu. Evde yaptığım egzersizleri spor salonunda ağırlık çalışmalarıyla da destekledim. Böylece ilk psikolojik darbeyi sakatlığıma vurmuş oldum.




İkinci olarak da intervallere ağırlık verdim. Yarışa son 3 hafta kala her salı sırasıyla 4*1500 metre 4:30 pace, 6*800 metre 4:15 pace ve 8*400 metre 5:00 pace ile intervaller yaptım. Kendimi zorlayarak hem nabızım hem de hızıma destek vermeye çalıştım. İlk pozitif etkisini Akbatı'da gördüm. Bu daha da hırslandırdı beni tabi ki. 




Son olarak da uzun koşu antrenmanları. Özellikle her haftasonuna minimum 10km olmak üzere bir koşu antrenmanı koymaya çalıştım. Zaten iki haftasonu biri Büyükada biri Akbatı olmak üzere iki yarışım vardı. Biri PB olmak üzere iki güzel antrenman oldu. Bir haftaiçi sabah erken Caddebostan'a gidip yine 10 km bir uzun yaptım. Son haftasonu ise Cem hocamız önderliğinde Florya Atatürk Orman'ında 18km antrenmanımızı yaptık. Uzun koşuların dayanıklılık açısından ne kadar önemli olduğunu en iyi anladığım yarış Berlin oldu. Bundan sonra hazırlanacağım yarışlarda buna çok daha fazla önem vereceğim. 




Bu hazırlıkların ardından artık seyahat günü geldi ve Cumartesi sabahı Berlin'e yola çıktım. İlk defa gittiğim bir şehir olduğu için gitmeden çeşitli yazılar okumuş ve daha önce giden arkadaşlarımdan da tavsiyeler almıştım. Daha önce benim gibi Berlin'e gitmeyip ilk kez gidenler için de birkaç tavsiyem olacak ilerleyen satırlarda. Ben THY ile yolculuk yaptığım için Tegel Havalimanı'na indim. Tegel küçük bir havalimanı ama şehre yakınlığı dolayısı ile burayı tercih ettiğim için doğru karar verdiğimi düşünüyorum. Havalimanından çıktıktan 20dk sonra otele giriş yaptım. Bu çok önemliydi benim için.




Berlin çok düzenli ve toplu taşıma açısından inanılmaz gelişmiş bir şehir. Şehri demir ağlarla örmüşler ve ulaşımın bu kadar düzenli ve her noktaya ulaşımın olduğu az şehir gördüm. 3-4 günlük biletlerde var ancak ben 7 euro olan günlük biletleri kullanmayı tercih ettim. Şehri ABC diye üç farklı çembere almışlar. Bizim gibi turistler için AB bölgeleri yeterli ancak son gün ABC bileti aldım onun da fiyatı 7,70 euro. Tren ve otobüslere binerken herhangi bir bilet kontrolü yapılmıyor. Ama buna güvenip biletsiz seyahat etmeyi düşünmeyin derim. Sık yapılan kontrollere denk gelirseniz 7 euro yerine çok daha büyük bir maliyete katlanmak zorunda kalabilirsiniz.




Otele yerleştikten sonra ilk işim hemen hazırlanıp maraton fuarına gitmek oldu. Otelden yarım saat bir yolculukla fuara geçerken yavaş yavaş şehrin ulaşımını da çözmeye başlamış oldum. Maraton fuarı 'Flughafen Berlin Tempelhof'ta idi. Burası eski bir havaalanı. Fuar alanını da buraya kurmuşlar dışarıya da sosyal alanlar koymuşlardı. Fuar alanı girişinde giriş kartınızla pasaportunuzu karşılaştırıp size bir bileklik takıyorlar. Bu bilekliği ertesi gün yarış alanına girerken de kontrol ediyorlar. Böylece burada arada yaptığımız gibi başkasının çipi ve göğüs numarasıyla koşma şansı neredeyse kalmıyor. İçeri girdikten sonra bayağı vakit geçirdim. Göğüs numaramı ve çipimi aldım. Daha sonra alana kurulan standları gezdikten sonra dışarı çıkıp havaalanı bahçesinde ilk birayı içtim. Normalde yarış öncesi çok adetim olmasa da Almanya'ya gelmişken ve herkes içiyorken bira içmemek olmazdı. 




Adidas Runners üyesi olmanın bu kadar avantajlı olacağını da buraya gelmeden tahmin edemezdim. Barcelona'da "Shake out Run" etkinliğine katılmış ve çok eğlenmiştim. Burada ise fuardan çıktıktan sonra direk olarak Mitte bölgesine geçtim. Adidas Running diye özel bir mağazaları var burada. Adidas Runners da burada stand açmıştı ve gelip üye olduğumu göstererek bende Adidas Runners Berlin bilekliği aldım. Böylece yarın sabah yarış alanına kurulacak olan Adidas Runners çadırından ve ikramlardan yararlanabilecektim. 




Daha sonra Adidas'tan ve İstanbul'dan gelen arkadaşlarımla etrafta yemek yiyebileceğimiz bir yer baktık. Burada size ilk tavsiyemi vereyim. L'osteria adında bir restauranta gittik Mitte bölgesinde. Ben çok aç olmadığım için ilk başta sipariş vermedim sadece içecek aldım. Gelen porsiyonlar o kadar lezzetli ve büyüktü ki sipariş veren kimse bitiremediği için onlardan aldığım dilim pizzalarla tekrardan yemek yememe gerek kalmadı =) Puanı da yüksek olduğu için tercih edebileceğiniz bir mekan olduğunu düşünüyorum. 




Artık yarışın heyecanı yavaş yavaş basmaya başladığı için otele dönüp dinlenmem ve sabaha konsantre olmam gerekiyordu. Bende otele döndüm, bir yarış klasiği olarak kıyafetlerimi hazırlayıp paylaştım. Sabah 5'te uyandığım için ve saat farkından dolayı da 1 saat kazandığım için artık yorgunluk baya hissettirmeye başlamıştı kendisini. Yarıştan bir gün önce şehre geldiğim zaman dinlenme sürecimle ilgili de bir tecrübe oldu bu bana. Odaya daha erken gelmeli ve daha çok dinlenmeliydim. 




Sabah yarıştan yaklaşık 3 saat önce uyandım. Geceden yemeğimi hazırlayıp marketten laktozsuz yoğurt almıştım. İstanbul'dan da toz yulaf getirmiştim. Bu bana yarış sabahları çok iyi gelen bir kahvaltı. Yaklaşık yarım saat sonra da bir adet muz yedim ve yarış öncesi beslenme kısmını tamamlamış oldum. Oteli rezerve ederken start alanına yakın olmasına dikkat ettiğim için otelden çıktım ve yürüyerek yarış alanına doğru yola çıktım. 




Karşılaştırma yapmam gerekirse Amsterdam ve Barcelona'da sadece start noktasının arkasında kalan bölüme girişlerde kontrol oluyor ve oraya geçip startla birlikte yarışa başlıyorsunuz. Berlin'de ise Brandenburg Kapısı'ndan başlayıp nerdeyse Tiegarden'in tamamı sadece yarışçılar için kapatılmıştı. Seyirciler için ayrı bir kısım ayırmışlar ve koşucular dışında hiç kimseyi yarış için kapatılan kısma almıyorlar. Dün taktıkları bileklikleri kontrol ettiler ve yarış için dağıtılan şeffaf poşetler dışında hiç bir çanta ve poşeti de alana sokmadılar. 




Alana girdikten sonra direkt olarak Adidas çadırına gittim. Adidas Runners İstanbul'dan Göker, İlker ve Elif'le birlikte Oltan'la da orada buluştuk. Çantalarımızı oraya teslim ettik. Ufaktan da bir şeyler atıştırdık. Ayrıca Barcelona'da tanıştığım AR Hamburg'tan Birger'le de Berlin'de tekrar karşılaşmak güzel oldu. Bu blog sayesinde tanıdığım yabancı bir kaç arkadaşımla da yazıştık ama kalabalıktan ve yarış heyecanından dolatı tanışma fırsatı bulamadık. Koşmak sadece spor değil hem sosyal olarak hem de yeni ve farklı arkadaşlar edinmek konusunda bana yeni tecrübeler de sunuyor. Bu bakımdan blog yazmak, yurtdışında ve farklı parkurlarda koşuyor olmanın beni etkileyen farklı yönleri olduğunu da eklemeliyim. AR toplu fotoğraf çekiminin ardından kalabalık bir şekilde start alanına doğru yola çıktık. Ben 1.40 ve 1.45 pacerlarını takip ettim start alanına girerken ama onlarla koşmadım. Kafamda bir strateji vardı ve ona göre çıkıp kendi taktiğimle koşacaktım. 


Biraz da ortamdan bahsedeyim size. 35.000 koşucu aynı anda dalgalara ayrılmış şekilde startın arkasındaydık. Almanya'nın en kuzeyindeki şehirlerden biri olan Berlin güneş açmış sabah 16 derece ile bizi selamlıyordu. Start çizgisinden Brandenburg kapısına kadar sadece koşucu doluydu her yer. Hayatımda gördüğüm en etkileyici ortamlardan biriydi benim için. Tamamen bir festival havası hakimdi. Vakit geldi ve pace dalgaları sırayla start almaya başladı. 




Tam istediğim gibi başladım yarışa 4.30 pace altında başlayıp ilk 10km boyunca 4:25 gibi bir pace tutturmayı planlamıştım. Yarışın ikinci yarısında da yorgunluk ve hatta sakatlık dolayısıyla durmam yada yavaşlamam gerekirse kaybettiğim zamanla hedefime ulaşmayı düşünüyordum. Ancak öyle olmadı. İlk talihsizlik daha 2.km ye girerken saatimin GPS'inde başladı. Yanlış ölçüyor ve zamanından önce km geçişi yaptığı için beni çok hızlı gösteriyordu. Bu daha yarışın başında konsantrasyonumu bozdu. Mesafeyi ve hızımı yanlış ölçtüğü için kendimi doğru ayarlayamadım daha yarışın başından. Bu dakikadan sonra artık parkur üzerindeki km uyarılarını takip etmeye başladım. Saat en azından süreyi doğru ölçtüğü için sürekli hesap yapıp hedefe ne kadar yakın yada uzak olduğumu aklımdan hesaplamaya başladım. Allahtan aritmetiğim iyidir de en azından bir işe yaradı =)




İlk 5km barajını 4:30 ortalama ile geçtim. Kendi tempomda saatten dolayı zaten sıkıntı yaşarken diğer tarafta da parkur o kadar kalabalıktı ki özellikle yolun daraldığı yerlerde bazen ciddi olarak yavaşlamak zorunda kaldım. Bu çok büyük bir handikap değil ancak hızımı zaten bilmiyorken bir de ekstra yavaşlayıp hızlanırken, bir çok koşucuyu geçerek zik zak yaparken de fazladan enerji harcadığımı düşünüyorum. Bu yarışta 14.km de jel dağıtıldığını önceden okuduğum için ilk jeli parkuru üçe bölerek 7.km de aldım. Hem de enerjim azalmaya başlamadan kendimi tazelemiş oldum. Az önce yukarıda yazdığım havanın 16 derece ve güneşli olması bir noktadan sonra benim için dezavantaj olmaya başladı. Bugüne kadar en çok sıvı ihtiyacı yaşadığım ve su takviyesi aldığım koşu oldu sanırım. 10.km yi 47:30 la geçtim. Ortalama 4:45 pace yapıyor bu. Eğer aynı tempoyu koruyabilirsem 1.40:00 altında bitirebiliyorum. 




Yarışın ikinci yarısında hem sıcak hem de sürekli ayarlayamadığım tempo beni rahatsız etmeye başladı. Kendimi yorgun ve mutsuz hissetmeye başladım. Tam bu noktada Göker'le yanyana geldik. Onun da desteği ve beni çekmesiyle bir 2-3 km daha tempomu korumayı başardım ama daha fazla kendimi zorlarsam Göker'i de yavaşlatacağımı düşünerek tempomu düşürdüm ve geride kalmayı tercih ettim. Yine de 15.km 1.11:54 le geçilmişti. Kalan 6 km de 28 dk yani 4:30 pace gibi bir ortalamaya ihtiyacım vardı. Bunun artık olmayacağını anlamıştım ve bu noktada 5:00 pace ve 30 dk ile son bölümü geçsem en azından 1:41:58'i geliştirme şansım vardı. Buna konsantre olmaya çalıştım.




Yine de işler özellikle son 4 km hiç istediğim gibi gitmedi. Üzerimdeki yorgunluk ve mutsuzluk hissini üzerimden atamadım. O coşkuya çoğu noktada ayak uyduramadım. Bir şeyler koşmama engel oldu ve bacaklarım gitmedi bir türlü. Hem de dizimdeki sakatlığı, rahatsızlığı ve ağrıyı hiç hissetmediğim bir yarı maratonda! Birkaç kez durma ve yürüme noktasına geldim ama bırakmak bana göre değildi. Yine de 19.km de yürüme temposuna gelmiştim. Burada yanımdan geçen bir kız bana inanılmaz bir destek verdi tekrar koşmam için bir şeyler söyledi ve koşarak uzaklaşmaya devam etti =) O desteğin arkasından tekrar koşmaya başladım ve zaten son km ye girdikten sonra koşmaya gerek yok. O kalabalığın coşkusu zaten sizi finishe kadar götürüyor. Son düzlüğe girdiğimde de sadece şükrettim ve kollarımı açarak güçlü ve coşkulu bir finish yapmak istedim. Çünkü bu şehire ve bu ortama ancak böyle bir son yakışırdı. 




Son 6 km yi 5:27 pace ve toplamda yarışı 1.45:05 ile bitirdim ve en iyi ikinci yarı maraton derecemi elde ettim. Yarış bittiğinde aklımda sadece ortamın keyfini çıkarmak vardı. Biraz nefesimi kontrol altına aldıktan sonra önce madalyamı aldım sonra da yaklaşık 1km boyunca süren ikram masalarında sıraya girmeye başladım. Bol su içtim, enerji içeceği aldım, meyve yedim ve en sonunda Erdinger'in ikramı olan alkolsüz birayı içtim. Çok beğendim ve 1 tane daha içtim =) 





İkram noktalarını bitirdikten sonra finish alanından çıktım ve tekrardan Adidas çadırına doğru yol aldım. Asıl ikramlar burdaymış haberimiz yok =) Sabah yarış heyecanıyla farkedemediğim bir alan hazırlanmış. Buz havuzu, masaj odası, yemek çadırı, içecek dolabı dinlenme alanları derken yaklaşık 1-1,5 saat kadar burada vakit geçirdik. Farkında olmadan baya sıvı(!) tüketmişim. Burda yeterince dinlendiğimi düşündükten sonra çantamı da teslim alıp alandan ayrıldım. Önce madalyamı yazdırdım ama burayı da bulmak için baya yürüdüm. Derecemi yazdırıp madalyama son şeklini verdikten sonra da yarış dolayısıyla kapalı olmayan bölgeleri bularak Tiegarten'i bir kez daha yürüyerek geçtim ve dinlenmek için otele geri döndüm. Dönerken duygularımı paylaşmak için Sinem'i, yarışı anlatmak için Murat'ı, dizimi anlatmak için Gökberk hocamı aradım =) Otele döndükten sonra da dinlenmem ve kendime gelmem birkaç saat sürdü. 



Kendime geldikten sonra biraz çıkıp şehri dolaştım yürüyerek. Daha sonra da Aleksandrplatz bölgesinde Block House diye bir restauranta gittik. Et ve şarap gayet lezzetli ve bence yediğimiz yemeğe göre hesaplıydı. Yemekten sonra da bölgeyi gezerken Murphy's diye bir Irısh Pub bulduk. Canlı müzik vardı ve gayet eğlenceliydi. Öğlen koşan ve orda bulunan turist bir grupla da madalyamla fotoğraf çekildikten sonra artık otele dönme vakti gelmişti. İnanılmaz yorulmuşum. Otele geçtiğim gibi saatimi sabah erken kalkmak için kurdum ve direkt uyudum.




Pazartesi sabahı hava yine muhteşemdi ve kalktığımda kendimi iyi hissediyordum. Hemen kalkıp hazırlandım ve dünkü koşudan sonra bir kez de şehri tek başıma koşmak için recovery koşusuna çıktım. Otelden çıktıktan sonra önce Tiegarten'e doğru indim. Ordan hükümet binasına, Brandenburg kapısına, Sovyet anıtına gittikten sonra tekrar otele dönüp yaklaşık 5 km lik bir koşunun ardından tamamen kendime geldim. Recovery zaten çok önemli ve bunu kendim için çok keyifli bir şekle dönüştürerek yaptım.




Günün kalanında önce Berlin duvarına geçtik ve Almanya bölünmeden önce Berlin'i ikiye ayıran duvarın kalan kısmını gördük. Hava mükemmel olduğu için nehir kenarında bira içip dinlenmek harikaydı. Daha sonra Tv kulesine çıkıp Berlin'e bir de tepeden baktık. Dümdüz bir şehir olduğu için bu kuleden şehrin neredeyse tamamı 360 derece izleniyor. Kuleye çıkmak 16 euro. 




Akşam ise Neukölnn ve Kruezberg bölgelerini gezip birkaç bar dolaşarak bolca bira içerek geceyi bitirdik. Saat 2 den sonra otobüsler oldukça azaldığı için eve dönüşüm biraz maceralı geçti ama severim kaybolarak gezmeyi gece ve soğuk olsa da. Bu arada Berlin'e gittiğinizde size döner yemek için Mustafa Gemüse'yi tavsiye eden olursa tavuk döner yiyeceğinizi bilerek gidin =) 




Son günümüzde ise Berline yaklaşık 1 saat mesafede olan Sachsenhausen Toplama Kampına gittik. Seyahatin en buruk saatlerini burada geçirdim diyebilirim. Hitler döneminin toplama kamplarından birisi olan Sachsenhausen en büyük ikinci toplama kampı imiş. İnsan içeri girdikten sonra hep o zamanları ve neler yaşandığını gözünün önünde yaşıyor neredeyse. Biraz psikoloji bozsa da mutlaka gidip görülmeli diye düşünüyorum. Yaklaşık 2-2,5 saat burayı gezdikten sonra Berlin'e geri döndük. Artık dönüş saati gelmişti ve otele dönüp bavulumu aldıktan sonra havaalanına geçtim ve seyahatimi bitirdim.




Biraz uzun bir yazı oldu ancak bu seyahatten ve yaşadığım yarı maraton tecrübesinden de çok güzel dersler çıkardım. Koşu beni hem karakter hem de mental olarak geliştirmeye devam ediyor. Sırada benim için yepyeni bir macera olan İznik Ultra deneyimim olacak. Orda da anlatacağım çok şey var. Görüşmek üzere =)

16 Mart 2019 Cumartesi

Runatolia 2019.. Kapak Yıldızı..

Hayatta her şey bir motivasyon meselesi. Neyi ne kadar isteyip ne kadar motive olursanız karşılığını o kadar fazla alırsınız. Barcelona öncesi motivasyonum ne kadar üst düzeydeyse olsa da orada yaşadığım başarının karşılığında Antalya öncesi o kadar düşük motivasyonla hazırlandım. Ama herşeye rağmen Antalya'dan çok güzel anılar ve güzel bir dereceyle ayrıldım.



Antalya Maratonu'nun hem Türkiye'nin en büyük iki uluslarası maratonundan biri olması hem katılımcı sayısı hem de organizasyon olarak çok ileri seviyede olması nedeniyle bende çok önemli bir yeri var. Fiyat olarak biraz pahalı olsa da Turset bu işi çok iyi organize ediyor bence. Eksikler tabi ki var ama Antalya Maratonu'nun İstanbul'a kıyasla çok ilerde bir organizasyon olduğunu söylemeliyim. 



Biliyorsunuz bu seneyi yarı maraton senesi ilan ettik artık. Barcelona'nın ardından buraya hedef koymamıştım ama yarışa 2-3 gün kala 1.45:00 olarak yine de bir ara hedef koydum kendime. Asıl hedefimiz şu an Berlin ve ilk hedef 1.40:00 altı ikinci hedef ise 1.35:00. Herşey adım adım gelecektir sırayla. Bu sefer olmazsa bir daha sefere olacak. 



Artık gelelim yarışın öncesi ve sonrasına. Aslında yarış motivasyonu benim için Cuma sabah saatlerinde başladı sayılır. Bizim gidiş uçaklarımız Cumartesi sabahıydı ancak erken izin alıp Cuma giden arkadaşlarım benimle ilgili çok güzel bir sürprizle karşılaşmışlar. Tabi benim için çok daha büyük bir şok ve sürpriz oldu. Hayatımın da en güzel hatıralarından biri oldu tabi ki. Runatolia geçen sene 10km finişinde çektiği ve hem internet sitesinde hem de instagram hesaplarından paylaştığı fotoğrafımı yarış için özel olarak hazırladığı "Official Racebook" kitapçığına kapak olarak basmış. Kitapçığı alan bir gün önceden bana yazmaya başladı tabi ki. Motive olmak için daha güzel bir sebep olamaz sanırım. 



Bu motivasyonla da Cumartesi sabahı Antalya'ya gitmek için yola çıktık. Garanti Yatırım Koşu Kulübü ekibimizle sabah havaalanında buluşup beraber geldik Antalya'ya. Bundan sonra her yarışımda yanımda olacak olan Sinem ise Sabiha Gökçen'den geleceği için onunla da fuar alanında buluşmak için plan yaptık. Antalya Havalimanı'nda ise sevgili kardeşim Murat beni aldı sağolsun ve maraton fuarına beraber geçtik. Tabi ki Adım Adım her zamanki gibi full ekip Antalya'daydı. 



Yarış kitlerimizi aldıktan ve makarnalarımızı yedikten sonra klasik olarak Akra Barut'a geçtik ve odamıza yerleştik. Daha sonra da STK ları ziyaret ettik, Adım Adım tshirt dağıtım standında arkadaşlarımıza destek olmaya çalıştık. Otelin muhteşem manzarası eşliğinde güneşi batırdıktan sonra artık akşam yemeği yiyerek dinlenme zamanı gelmişti. Sabah giyeceklerimi hazırladım ve her yarış öncesi olduğu gibi heyecan içinde uyumaya çalıştım.



Hafta boyunca Pazar sabahı için hava durumu yağmurlu gösteriyordu. Hava sıcaklığı 15-17 derece olsa da hem Cumartesi akşamı yağmur başlamıştı ve sabah da aynı ölçüde yağmur bekleniyordu. Kıyafet seçimini de buna göre yapmaya çalıştım akşamdan ama sabah öyle olmadı. Erken saatlerde yağmur yağmış ve hava sıcaklığı çok makul düzeydeydi. Yarış bitene kadar da bulutlu bir hava hakim oldu. Yarış sonrası ise güneş açtı ve herşey lehimize gelişti. 



Sabah start alanına geldiğimizde ise ortam çok güzeldi. Binlerce insan adeta bir şölen havası hakimdi. Çantalarımızı teslim ettikten sonra Adım Adım toplanma alanına geldik ve orada antrenörlerimizle birlikte ısınmayı gerçekleştirdik. O sırada maraton start aldı ve sıra artık yarı maratondaydı. Bizde yerimizi almak için artık start noktasına geçtik. Starta dakikalar kala oluşan hava çok keyifli oluyor. Ve bu ortamda da start verildi.



Adım Adım Florya Çaylaklar antrenörü Cem abi ve Utku'yla beraber çıktık. Ortalama 5:00 pace ile başladık ilk 2 km ve daha sonra hızlanmaya başladık. Geçen sene 10km çıkışında çok zorlanmıştım ve yürüyenleri geçmek için ciddi efor sarfetmiştim. 21 km çıkışında aynı sıkıntılar olmuyor genelde yavaş çıksak da kalabalığı bir noktada ekstra efor sarfetmeden arkada bıraktık. İlk 5-6 km üçümüz beraber devam ettikten sonra Utku biraz daha arkada kalmayı tercih etti. Cem abiyle ikimiz de 10.km ye kadar devam ettik. 



Performans olarak kendimi Barcelona'daki kadar iyi hissetmediğim için çok da zorlamadan koşmaya çalıştım. 10.km gibiydi Cem abiyi yavaşlatmamak için onu bıraktım ve kendi tempomda devam ettim. 13.km ye kadar da pek bir sorun yaşamadım dizimle ilgili. 13.km de klasik olarak durmak ve dizime masaj yapmak zorunda kaldım. Bu yarışta ise jel takviyesi için 13.km beklemedim ve 11-12.kmler arası kullandım jeli. Bunun sebebi ise jelin verdiği enerjinin belli bir zaman alması ve o etkiyi bir an önce hissetmekti. 2-3 km daha koştuktan sonra dizim yine kendini hatırlattığı için tekrar yavaşladım ve biraz esnetip yine mesajla ödemi dağıtmaya çalıştım. Son 800 metreye kadar pek bir sorun yaşamadım o dakikadan sonra.



Antalya'da son kilometrelere yaklaştığınız zaman Mehmet Vanlı, Barış Gider, Sevda Kündü gibi yarışın gediklisi fotoğrafçıları görme şansınız artıyor demektir. Sağolsunlar çok güzel fotoğraflarımı da çekmişler. Onlarla selamlaştıktan sonra artık son düzlüğe yaklaştım. Yazının başlarında belirttiğim gibi hedefim 1.45:00 idi ama çok da zorlamadım. Son km ye yine nispeten dinç girdim ve güzel bir koşuyla 1.47:00 dereceyle bitirdim yarışı. 15.km den sonra yavaşladığım için ortalama 4:55 pace ile geçmiş oldum finishi. Cem abi zaten benden önce gelmişti. Benden 1-2 dk sonra da Utku geldi. Finish fotolarımızı çektirip masaj için Cam Piramite döndük. Tabi ki alandan çıktıktan sonra beni ilk kutlayan da Sinem oldu :)



Biraz dinlenip esneme yaptıktan sonra otele döndük. Öğle yemeği yiyip dinlendikten sonra Antalya'da yaşayan ve birlikte çalıştığımız günlerden sonra yollarımızın ayrıldığı Gürcan abi ile buluştum. Sinem yine Anadolu yakasına döneceği için o erken geçti havaalanına. Biz de gün batımıyla güzel bir akşam yemeği yedikten sonra abim beni havaalanına bıraktı ve Antalya maceramız da 2019 için sona erdi. 



Antalya benim ilk yarışım. Koşu hikayemin başladığı şehir. O yüzden hikayemiz çok farklı onunla. Her sene üzerine koyarak ve daha güzel anılarla dönüyorum oradan. Seneye de yine Antalya'da Runatolia 2020'de görüşmek üzere...

4 Mart 2019 Pazartesi

Barcelona Yarı Maratonu 2019.. Back To The Future..

Bir koşu bir insanı en fazla ne kadar mutlu edebilir? Yada bir insan bir mesafe koşup en fazla ne kadar mutlu olabilir? İşte bu yazıda bu soruların cevabını bulacaksınız diye düşünüyorum. Geçen seneki Barcelona yazımı okuyanlar bilirler. Bu şehirle aramda özel bir bağ var ve ben buraya gelmeyi çok seviyorum. Barcelona'da ilk koşacağım zaman o sokakları koşarak gezme hayali bile yetmişti benim için ama istediğim performansla koşamadığım için mutlaka rövanşa gelip hakettiğimle dönmeliydim buradan. Döndüm de..



Son 1,5 senem neredeyse tamamen sakatlıkla geçtiği için ne Barcelona ne Amsterdam'dan istediğim sonuçla dönememiştim. İstanbul maratonunda istediğimi elde etsem bile sakatlık hep aklımda bir soru işareti idi. Yeni sezona daha farklı girmeli ve Barcelona yarı maratonu için farklı hazırlanmalıydım. Bu bağlamda da Aralık ayının başında yeniden bir doktora görünüp MR çektirdim. Daha öncede farklı doktorlara görünmüş ve sonuç alamamıştım. İlk defa bir doktor teşhis koydu ve çapraz bağlarımda bulunan hasarın koşu tempomu etkilediğini, eğer iyi fizyoterapist ile çalışırsam bu mesafeleri uzatarak daha iyi sonuçlar alabileceğimi söyledi. Ve doktordan çıktığımda benim için yeni sezon ve yeni bir dönem başlamış oldu. 



İlk iş olarak birkaç fizyoterapi merkezi araştırdım ve PT Akademi'de karar kıldım. Sonra yaklaşık 1,5 aylık bir program oluşturup Gökberk hocamla birlikte tedavi ve hazırlık sürecini başlattık. Hem tedaviyi hemde koşu antrenmanlarını birlikte devam ettirmek kolay bir süreç olmadı ama dizdeki düzelmeyi de gözlemledik. Daha sağlıklı bir süreç olduğunu düşünüyorum. Zaten sonucunu da aldık ve çok güzel oldu.



Daha önceki yarı maratonlarımda hazırlık süreci çok zayıftı. Bu da yarıştaki dayanıklılığımı ve sürekliliğimi azalttığı için iki yarı maratonu da kramp sorunuyla bitirmiştim. Bu yarışa ise hem daha düzenli beslenerek, hem daha kaliteli uyuyarak, hem tedavi olarak, hem de yeterli miktarda antrenman yaparak hazırlandım. Yarışa bir hafta kala kramp sorunu yaşamamak için magnezyum takviyesi aldım. Sabah kahvaltılarıma daha çok protein akşam yemeklerime daha çok karbonhidrat ekledim. Uyku düzenimi ayarladım ve uykusuz kaldığım bir dönem yaşamadım.



Koşu antrenmanlarıma ise haftada iki antrenmanla başladım. Haftaiçi Çarşamba haftasonu ise herhangi bir gün seçerek maksimum 6-7 km olacak şekilde antrenmanlarla başladım. Dizimdeki sıkıntının baş gösterdiği mesafeleri gözeterek sakatlığın üzerine gitmedim. Kuvvet antrenmanlarıyla destekledim. Kısa mesafede hızlanmaya çalıştım. Eksiklik olarak interval yapamadım sadece. 24 Ocak'ta Kartal'da Uğur Mumcu koşusuna katıldım ve 5 km mesafede kendimi zorlayarak 23 dakika ile parkura göre iyi bir derece yaparak moral buldum. 



Son 10 güne kadar bu şekilde hazırlandıktan sonra son haftasonu kendimi İstanbul sokaklarına atıp 15 km mesafede bir antrenman yaptım. Bu antrenmanı 5,10 pace ortalama ile yaparak dizimi de fazla zorlamadan daha uzun mesafeye kendimi alıştırdım. Son antrenmanı ise yarışı da beraber koştuğumuz Oltan ile Çarşamba akşamı Caddebostan sahilde 10 km koşarak yaptık ve bu antrenmanı da yaklaşık 5,20 ortalama pace ile koştuk. Artık yolculuğa hazırdım.



Bu seneyi Yarı Maraton senesi ilan ettiğim için yarış programını yaparken 3 tane yarı maraton koydum programa. İlki Barcelona, Mart ayında Runatolia ve Nisan ayında Berlin'de yarı maraton koşuyorum. Yarışlara koyduğum hedefleri de buna göre belirledim. Geçen sene 2.05:00 ile bitirdiğim Barcelona için bu sene hedefim 1.50:00, Antalya için hedef koymadım ve asıl Berlin'de 1.40:00 süre hedefi koydum kendime. Antrenman tempomu da buna göre belirledim aslında. Ama öyle olmadı =)



Cuma sabahı geçen sene de beni yalnız bırakmayan Pınar ile yola çıktık. Oltan da bize Barcelona'da katıldı ve 3 arkadaş 4 güzel gün geçirdik bu muhteşem şehirde. Şehre inip otele yerleştikten sonra maraton fuarına gidip kitlerimizi aldık. Fuar alanı yine çok düzenli ve Placa Espana'yı tepeden gören Arenas AVM'de idi. Göğüs numaramızı, chipimizi, tshirtümüzü aldıktan sonra günü batırmak için Montjuic Kalesine çıktık. Barcelona'ya tepeden bir bakarak günün sonuna geldik. Akşam yemek için size bir de tavsiye vereyim. La Paradeta isimli deniz ürünleri yapan bir restaurant zinciri. Biz El Born'de olanına gittik. Fiyat performans olarak çok memnun kaldık. Karides, kalamar, midye tabaklarının yanı sıra bir şişe şarap istedik ve toplamda 32 euro gibi bir ücret ödedik. Hem çok lezzetli hem de çok hesaplı geldi bize. Çok da geç kalmadan otele dönmek istedim.



Cumartesi sabah erkenden Adidas Runners Barcelona ekibinin yarı maraton öncesi Shake Out Run'ı vardı. Bende erkenden uyanıp koşuya katılmak için toplandıkları cafeye gittim. Dünyanın dört bir yanından Adidas Runners üyeleri ile yaklaşık 7 km lik muhteşem bir şehir koşusu yaptık. El Raval mahallesi üzerinden Barceloneta'ya indik ve sahilde hem ısınma hemde eğlenme amaçlı bir antrenman yapıldı. Dönüşte ise Gothic mahallesinin dar ve tarihi sokaklarını tırmanarak yine Placa Katalunya yakınındaki İmagin Cafe'ye geri döndük. Adidas Runners İstanbul'u temsilen bir tek ben vardım ama farklı ülkelerden koşucularla tanışıp muhabbet etmek, onlarla antrenman yapmak çok keyifli bir deneyim oldu. 



Koşudan sonra otele döndüm. Pınar ve Oltan'la buluşup önce Park Guell'e gittik. Barcelona'ya bu sefer de farklı bir tepeden baktık. Daha sonra da Sagra da Familia'yı görüp Gaudi'yi selamlamaya geldik =) Akşam yemeğinin karbonhidrat ağırlıklı olması için El Nacional'i tercih ettik. İçerisinde farklı konseptlerde restaurant ve barlar bulunduran bir merkez gibiydi. Biz de makarna tercih ettik ve konseptinde makarna, pizza gibi ürünler bulunan restaurantta yemek yedik. Et ürünleri için farklı, deniz ürünleri için farklı restaurantlarda mevcut içerde tercihinize göre. İkinci bir tavsiye olarak not alabilirsiniz. Yine çok geç kalmadan otele döndük ve artık yarış heyecanı iliklerime kadar sarmıştı. 



Klasik olarak geceden bütün kıyafetlerimi hazırladım. Fotoğrafını çektim. Sabah kahvaltı için yulaf-laktozsuz yoğurt ve muz hazırladım. Koşu 8:45 te başlayacaktı. Bende sabah 5:45 te uyanıp kahvaltımı yaptım. Sonra 1 saat kadar daha uyuyup uyandım. Artık hazırlanıp odadan çıkma vakti gelmişti. Hem mental hem de vücut olarak hazırdım. Koşmak için mükemmel bir hava vardı sabahtan. Gün güzel başlamıştı. 



Start alanına geldikten sonra ısınmaya başladık Oltan'la. Ufak jog attıktan sonra Fast Triathlon adlı bir ekiple tanıştık ısınma hareketlerini ekibin koçuyla birlikte yaptık. Yarış öncesi fotoğraflarına da bizi davet ettiler ve ekiple fotoğraf çekilip start alanlarımıza geçtik. Geçen seneki gibi yeşil alandan start aldım. 1.40-1.50 hedefi olanların start aldığı bu alan benimde hedeflediğim süreye tekabül ediyordu. Yularıda da belirttiğim gibi hedefim 1.50:00 idi ve bu 21 km sürecek bir yarışta ortalama 5:15 pace denk geliyor. Bütün hesaplarımı da bu ortalamayı da tutturmak üzerine yaptım.



Barcelona Yarı Maratonu için bu sene rekor katılım oldu. 19.000 kişinin kayıt olduğu yarışı yaklaşık 16,500 koşucu başarıyla bitirdi. Bu aynı zamanda koşu tarihinin de rekor katılımı. Yarış da bu kalabalık ve coşkuyla başladı. Genelde ilk 1-2 km farkında olmadan çok hızlı çıkar ve 4:30 pacelerde geçerdim ama bu sefer ilk 4:55 pace ile geçtim ancak ilerleyen kilometrelerde hem hız hem de nabız olarak kendimi rahat hissettiğim için biraz daha hızlandım ve ortalamayı 4:35-4:40 arasına çektim. Buradaki hedefim ilk 10-11 km bu ortalamada geçersem yarışın ikinci yarısında yavaşlasam bile ortalamayı tutturma şansımın daha fazla olmasıydı. 



İkinci yarıda yavaşlamayı düşünmemin sebebi de daha önce yaşadığım olumsuz tecrübeler, dizimdeki ödem ve kramp sorunuydu. Kramp konusunda hiçbir sıkıntı yaşamadım ancak dizimin bir yerde rahatsız edeceği garantiydi. Ancak neredeyse 15.km ye kadar tempomu hiç bozmadım ve ortalamam 4:38 pace civarındaydı. 13.km de jel takviyesi aldım ve enerjimi tazeledim. Tempomu da hiç bozmadım. Ancak dizimde ağrı artmaya başlayınca 15.km de su istasyonunu geçince biraz durmak zorunda kaldım. Bacağıma ufak bir masaj ve esneme yapıp koşmaya devam ettim. 5:00 pace üzerine çıktım ilk defa o yavaşlama yüzünden ve 2 km kadar daha devam ettim. 



Yorgunlukta baş göstermeye başladığı için ortalamalarım da 4:50 pace seviyesine gelmeye başladı. 18.km de tekrar ağrı hissedince tekrar yavaşladım ve az da olsa yürüdüm. Bu esnada yine masaj yaptım dizime ve esnettim biraz. 5:00 pace üzeri ikinci kilometremi de 19.km de geçmiş oldum böylece. Son 2 km de 4:50 pace ortalama ile geçtim ve son düzlüğe gelmiştim artık. Pınar bizi 8.km'de de karşılamış ve fotoğraflarımızı çekmişti. Finishte de bekliyordu. Geçen sene sol tarafta beklemişti beni ama bu sefer sağ tarafa geçmişti. Bende bunu bildiğim için parkurun sağına geçtim. Kalan 200-300 metrede hem tüm gücümle finishe girdim hem de Pınar'a çok güzel foto verdim. Finishi geçip saatime baktığımda derecem 1.41:58'di ve o an dünyada benden daha mutlu bir insan yoktu =)



Daha önce koştuğum iki yarı maratonda da 2.05:00 derecem vardı. Yani hem en iyi derecemi 23 dk geliştirmiş oldum hem de hedeflediğim sürenin 8 dk üzerine çıkmış oldum. Evet Antalya için hedef koymadım kendime ama Berlin için hedef süremde bir revizyona ihtiyacım var artık. Antalya'da 1.45:00 artık benim için ara hedef ama Berlin için yeni hedef süre artık 1.35:00. Yapabilir miyim göreceğiz ama zaten hedefler ulaşılabilir olması için değil mi? 



Oltan da yarışı 1.55:00 gibi güzel bir dereceyle bitirdikten sonra madalyalarımıza derecelerimizi yazdırdık. Sonra Pınar'ı da alıp Ciutadella parka geçtik. Dinlenme ve esnememizi yaptık. Ordan da kahvaltımızı yapıp dinlenmek için otele geri döndük. Hayatımda bu kadar mutlu ve huzurlu hissettiğim çok az zaman vardır. Yazının en başına dönersek bir koşu bir insanı sanırım en fazla bu kadar mutlu edebilirdi. İşte bu yüzden sağlığım el verdiği sürece dünyanın neresinde olursa olsun koşmaya devam edeceğim. En büyük hedefim olan maratonu bitirebilirsem neler hissedeceğimi hala bilmiyorum.



Pazartesi öğlen döneceğimiz için artık Pazar akşamüstü rahatladık ve kendimizi biraz alkole ve yemeğe verdik diyebilirim. İspanya'nın güzel şarap ve biralarını tadıp akşam 7 Portes'te Paella ve Sangria eşliğinde akşam yemeğimizi yedik. Bunu hakettiğimizi düşünüyoruz tabi ki. Geceyi Dry Martini'de güzel bir Passion Fruit Martini ile bitirdik. Güzel bir kutlama oldu aynı zamanda da. Gece otele dönüp bavulları hazırladıktan sonra da artık Pazartesi olmuş ve dönüş zamanı gelmişti.



Bu yarış bana iyi hazırlandığım zaman neler yapabileceğimi ve vücudumun sınırlarını nasıl aşabileceğimi kanlı canlı göstermiş oldu. Artık daha hırslı daha motiveyim yeni yarışlar için. En kısa sürede Runatoli'da tekrar bir araya gelmek üzere bu yazıyı keyifle okumanızı diliyorum.

Görüşmek üzere :)