koşublog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
koşublog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2020 Cuma

Munih Yarı Maratonu 2019.. Bavyera Biralarının Dayanılmaz Hafifliği..

Bazı dönemler araya o kadar çok yoğun iş dönemleri giriyor ki neye nasıl zaman ayıracağımı şaşırıyorum. Yine öyle bir döneme girdim son 3 aydır. Yarışlar, antrenmanlar, iş hayatı derken inanılmaz bir 3 ay geçirdim. Tabi ki bu dönem yeni hazırlıklarla devam ediyor önümüzdeki aylar için. Bu yüzden de bir süredir yazamadım ama vakit ayırma sırası bloga da geldi artık.



Almanya Avrupa'da genel olarak ilgimi çeken ülkelerden değildi aslında ama bu sene Berlin'den sonra fikrim baya değişmişti. Şehrin düzeni, yaşam şekli, spora olan ilgisi benim için önemli bir nokta oldu. Hemen arkasından da Garanti Yatırım Koşu Takımı olarak bir yurtdışı yarışı ararken Münih bizim için biçilmiş kaftan oldu. Benim için de Almanya'yı biraz daha tanıma fırsatı. Olimpiyat düzenlemiş bir şehrin Olimpiyat stadında finish yapma fikrine kim hayır diyebilir ki?



Bu yaz bildiğiniz gibi bomba gibi geçti. Hazırlık sürecinde hem iyi yükleme, hem güçlenme derken çok iyi yarışlar çıkardım. Bir hafta önce 10k derecemi 41:41 gibi benim için eskiye nazaran çok iyi bir süreye çektim. Münih'e gelmeden üç hafta önce ise Çeşme gibi hem zorlu hem de rüzgarlı bir parkurda 1:41:12 gibi bir PB'ye imza attım. Artık Münih'te hedefim sadece ve sadece 1.40:00 altına inmek olmalıydı zaten. Bu sporu yapıyorsanız ve iyi hazırlanıyorsanız size mutlaka emeğinizin karşılığını veriyor.



Münih Maratonu hem koşu takımı olarak gideceğimiz ikinci yurtdışı yarışı olacaktı hem de Sinem'le ilk yurtdışı yarış organizasyonumuz. Kimbilir belki bir sonraki Ironman 70.3 olur :) Almanya sağolsun Berlin öncesi bana 3 yıllık vize verdiği için ilk defa bir yarış öncesi vize koşturmacası yaşamadım. Cumartesi sabahı erkenden uyanıp yola çıkmak için Sabiha Gökçen'e doğru yola çıktık. Uçağımız vaktinde kalkınca da öğle saatlerinde Münih'e varabildik. Ancak sırf pasaport için 1 saat üzerinde sıra bekleyince vaktinde gitmemizin bir avantajı kalmadı. 



Münih'te havaalanında indikten sonra şehre en kolay ulaşım tren ile. Sakın ola taksi, uber gibi diğer seçeneklere yönelmeyin derim. Biz kalabalık grup olduğumuz için de baya hesaplı bir grup bileti ile vardık şehir merkezine. Şehre ulaşınca da kişi başı 12 euro karşılığı aldığımız 3 günlük bilet ile ulaşım sorununu çözmüş olduk. Hemen otele yerleştik ve vakit kaybetmeden kitleri alabilmek için Banu ile buluşup Olimpiyat Parkı'na gittik. Şansımıza 3-4 gün boyunca hava da 20 derece ve üzerinde sıcak olacaktı Münih'te. Hem de bu mevsimde!!



Münih Maratonu'nu Berlin ile kıyaslamam gerekirse kesinlikle aynı tanınırlık ve büyüklükte bir organizasyon değil. Ama klasik Alman disiplini ile yapıldığı için aynı tutarlılıkta düzgün bir organizasyon. Çok hızlı bir şekilde kitlerimizi aldık ve güzel havada Olimpiyat parkında lezzetli bir WeissBeer içerek yol yorgunluğumuzu atmak istedik. Çünkü buradan yine hızlı bir şekilde 2 saat uzaklıkta bulunan Weissenburg kasabasına gidecek ve burada yaşayan Yücel abileri ziyarete gidecektik. Ancak bu saatten itibaren her şey ters gittiği için çok istememize rağmen gidecek treni biletini alırken 1 dk ile kaçırdık. Çok merak ettiğim bir kasabayı ve yıllardır evlerine gitmeyi çok istediğim akrabalarımızı görme şansını da kaybettik böylece. 



Treni kaçırınca önce MareinPlatz'a dönüp yemek yiyecek bir yerler baktık. Zaten Münih'te her yol neredeyse MarienPlatz'a çıktığı için buradan çok bahsediyor olacağım. Yakınlarda bulunan "Viktualinmarkt' da hem bir şeyler atıştırdık hem de birer bira daha içtik. Daha sonra Nürnberg'den gelen Tevfik ile buluştuk ve sohbet ettik. Sabah çok erken kalkıp gün içinde o kadar çok koşturmuşuz ki zaten çok da fazla dayanamayıp otele erken döndük. Sabah erken kalkacağımız için daha fazla direnmenin anlamı yoktu. Nefis Alman biralarını doya doya içmek için yarış sonrasını beklemeliydim zaten =)



Geceden kıyafetlerimizi hazırlayıp uyuduk ve sabah da erkenden yarış heyecanı ile uyandık. Kahvaltımızı ettik ve Banu ile buluşup yola çıktık. Amacımız hem erken gitmek hem de maraton koşacak olan Erhan'ı yarış öncesi motive edip moral vermekti. Ama heyecan mıdır dalgınlık mıdır bilinmez ters yöne giden trene bindiğimiz için yaklaşık 45 dk kaybettik. Biz alana ulaştığımızda maraton start almıştı. 10km koşusuna da yarım saat vardı. Sinem'le Banu son hazırlıklarını yaptı. Bende onlara şans dileyip fotoğraflarını çekmek için bir gün önceden belirlediğim bir noktaya geçtim. Oradan da stada döndüm ve hem stadın hem de yarışı bitirecek olan Sinem, Gülpınar, Banu ve Tevfik'in fotolarını çekmek için kendime göre güzel bir yer seçtim. Gerçi fotoları beğendiremedik ama neyse.. 



10k yarışını aramızda ilk bitiren Tevfik oldu. Sinem'in yaklaşık geliş derecesini tahmin edebiliyordum ama o daha da erken gelerek 55:00 civarında en iyi derecesini yakalamış oldu (Bu sene 50dk içinde bitirecek konuma gelecek eminim). Daha sonra Gülpınar ve Banu'da sağlıklı bir şekilde yarışlarını bitirdiler. Sinem'i çıkışta tebrik etmek için ve tabi ki bana şans getirmesi için çıkıp kapıda bekledim. Çünkü o geldikten sonra ben yarı maraton startı için English Garten'e gidecektim. 10k ve maratona göre benim yarışım farklı bir lokasyondan başlayacaktı. 



Yarıştan yaklaşık yarın saat önce startın oraya geldim. Adidas Runners tshirtüm ile koştuğum için farklı şehirlerde yaşayan AR koşucusu birkaç kişiyle tanışıp sohbet ettik. Fotoğraflarımı çektiler. İyi bir ısınma yaptım yarış öncesi ve start için önlere doğru bir yere geçtim. Daha önce de yazmışımdır belki ama tam bir karnaval havası oluyor yurtdışı yarışlar. Gayet eğlenceli bir start oldu. Hava dediğim gibi mükemmeldi ama Ekim ayında 23 derece sıcaklık belli bir mesafe sonrası sıkıntı da vermedi değil.



Gelişme döneminde olduğum için aslında her yarış hedefim bir öncekinden daha iyi bir derece tabi ki. Bu yarış için ise ana hedefim 1.40:00 altıydı yukarı yazdığım gibi. Ama aslında kendi içimde istediğim 1:35:00 idi. Yapabilecek gücüm de vardı aslında. Aslında diyorum çünkü 2019 bana yanlış yapılan bir yarış programının bir insan vücudunu nasıl yıprattığını çok iyi öğretti. Neyse 2020 yarış proramını ayrı bir yazıda işlemek üzere burada ara verelim. 



Start verildikten sonra çok sakin ve dengeli başladım yarışa. Gaza gelip bir anda hızlanıp kendimi yıpratmak istemedim. Asıl hedefim 4:30 ile başlayıp öyle de bitirmekti. İlk 10k 4:25 gibi bir ortalama ile bitti. Çok da rahattım. 10.km den sonra sıcak rahatsız etmeye başladı. Parkur da çok keyifli idi. Bir ara AR tshirtlü bir koşucu ile yanyana geldik. Münih'te yaşıyordu ve sıcaktan o da şikayet etmeye başladı. Benden daha hızlıydı daha fazla hızlanmak istemediğim için tempomu korudum ve beni geçip gitti birkaç dakika sonra.



Şimdi iki paragraf yukarı gidiyorum ve yanlış yarış programı burda kendini belli etmeye başladı. Daha bir hafta önce Bakırköy'de zorladığım kaslarım beni uyarmaya başladı. 13-14.kmler arası iyice yorgunluğu hissetmeye ve yavaşlamaya başladım. Hedefimi de 1:37:00 ye çektim bu bölgede. Sinem bana AR Münih'in 5km dönüşünde beklediğini söylemişti. Orada az da olsa enerji depolar son 5 km yi de o şekilde geçerim diye düşündüm. Ancak yavaşlamaya devam ettim. AR Cheer Point'ine çok coşkulu girdim hatta orada bulunan herkesi enerjimle hareketlendirdim diyebilirim. Bu beni 1 km daha götürdü ama 17.km artık duvar oldu benim için. Bacaklarım gitmiyordu. 



Son 4 km neredeyse işkence oldu ama 5:00 pace altına da gelmek istemiyordum. Zorlaya zorlaya son km'ye kadar geldim. Artık gerçekçi bir hedef olarak önümde sadece 1.40:00 altında bu yarışı bitirmek kalmıştı. Stada girene kadar gücümü korumayı bir şekilde başardım. Stada girdikten sonra bir anda enerji depolarım dolmuş gibiydi. Geçen sene Amsterdam'da yaşadığım gibi bir finish yapmak istemiyordum. Statlara olan ilgimi beni tanıyan herkes bilir ve bu muhteşem Olimpiyat Stadına yakışan şekilde güçlü bir şekilde bitirdim yarışı. 1.39:07 ile PB derecemi 2 dk geliştirmiş ve Berlin'de yapmak istediğim dereceyi 6 ay sonra gerçekleştirmiştim. İstediğim tam olmasa da mutlu hissediyordum kendimi. 



Zaten yarış bittikten sonra o kadar güzel bir bitiren büfesi kurulmuştu ki ne yiyip ne içeceğimizi şaşırdık diyebilirim. Erhan sağolsun çıkmamış beni beklemişti. O da hedefine ulaşmış ve maratonu 3:54:00 ile bitirmiş benden önce. Ben nefesimi toplayana kadar 3'er tane falan bira içmişizdir sahanın içinde :) Daha sonra fotoğraf çekile çekile ve bira içerek diğer arkadaşların yanına döndük.



Stadın hemen dışı Olimpiyat parkı olduğu için harika bir gölet, sıcacık bir hava ve sınırsız yeşil alan vardı. Yattık dinlendik ve sonra bira içip otele döndük. Yazının geri kalanı bira içmek üzerine olabilir zaten :) Yapacak bir şey yok. Burası Münih ve her dükkan enfes Bavyera biraları ile dolu. Biz de tadını çıkarttık.



Yarışın olduğu gün yani 13 Ekim, Sinem'le ilk buluştuğumuz günün 1. sene-i devriyesi olduğu için akşamı baş başa kendimize ayırmıştık. Daha önceden Galleria Ristorante adlı bir İtalyan Restoranına rezervasyon yaptırmıştım. Güzel bir yemek ve şarap ile bu geceyi kutladık. Restoran biraz pahalıydı ama bence böyle bir akşam için güzel bir seçimdi. Bu tercihi bir de Sinem'e sormak lazım tabi umarım o da beğenmiştir :)



Pazartesi bütün gün bizimdi ve Münih'i tam anlamıyla gezebilmek için tek tam günümüz bugündü. Biz de fırsatı kaçırmadık. Erkenden uyandık ve Sinem'le sabah koşusuna çıktık. Böyle ağır koşuların ardından ertesi gün yapılan düşük nabızlı bir 5-6k koşu hem sağlıklı hem de keyifli oluyor. Parkurda olmayan ama şehrin görmek istediğimiz yada göremediğimiz başka noktalarını da görme fırsatı. Ayrıca her gittiğim yerde kendi rotamı çizmeyi çok seviyorum. 



Koşuyu bitirdikten sonra Banu'yla buluştuk. Önce güzel bir kahvaltı ve sabah kahvesi. Marienplatz ve çevresinde güzel bir gezi yaptık. Kaufingerstrasse üzerinde bulunan dükkanları gezdik. Magnet aldık. Burada bulduğumuz 5 katlı bir spor mağazasından alışveriş yapmayı da ihmal etmedik. Buradan sonra da kendimizi direkt olarak English Garten'a attık. Ben zaten bir gün önce burada bulunan Biergarten ları görmüş ve hepsini hafızaya kaydetmiştim. Pazartesi de hava çok güzel olacaktı. Dolayısıyla bütün gün buradaydık.



Önce baya bir dolaştık parkın içinde. Yalnız park o kadar büyük ki saatlerce vakit geçirmemize rağmen ancak küçük bir kısmında bulunabildik. Daha sonra start noktasına yakın gördüğüm ama beni çok etkileyen bir yerde oturduk. Münih'te bir çok yerde bira bahçeleri var. Özellikle yazın hava güzel olduğunda buraların açıldığını ve çok dolu olduğunu söylemişlerdi. Şansımıza havadan dolayı da Ekim olmasına rağmen her yer açıktı. Patates kızartmalarımızı ve biralarımızı alıp afiyetle vakit geçirdik. Buradan sıkılınca parkın başka bir noktasında bulunan ve göl kenarında yer alan başka bir bira bahçesine geçtik. Hava o kadar sıcaktı ki ya da ben o kadar çok içmiştim ki üzerimi çıkarttım ve güneşlenerek bira içmeye devam ettim. Zaten bu yaz pek yanamamıştım iyi oldu :)



Akşama kadar burada vakit geçirdik. Daha sonra cadde üzerinde biraz dolaşıp önce Marienplatz'a daha sonra Viktualinmarkt'a döndük ve çok lezzetli deniz ürünleriyle bir akşam yemeği yedik. Bu yemeği neden daha önce yemediğimiz ve bu son akşamımız olduğu için biraz hayıflandık ama yapacak bir şey yoktu. Daha sonra pub tarzı başka bir mekana gittik. Pazartesi akşamı olduğu için çok sakindi her yer. Keyifli bir şekilde otelimize döndük. 



Salı sabahı da çantalarımızı hazırladık ve yine merkezde kahvaltı ettikten sonra havaalanına doğru yola çıktık. Bir macera daha sona ermişti. Ve ben Münih'i bir şehir olarak çok sevdim. Berlin de güzeldi ama Münih daha sıcak bir şehir olarak geldi bana. Güzel anılar biriktirmeye devam ettik. 


4 Şubat 2019 Pazartesi

Dalyan Caretta Run 2018.. Bir Tekne Organizasyonu..

Hesapta olmadan gidilen ama tadı damağımızda kalan yarışlar listesine 1. sıradan giren Dalyan Caretta Run bu haftaki seyahatimiz. Gerçekten de yarışa 2 ay kala hiç hesapta yoktu. Whatsapp grubumuzda laf arasında konuşulurken "benim arabaya benzin atarsanız gideriz." geyiği 15 kişi servisle yola çıkılan bir maceraya dönüştü. Çok da güzel çok da keyifli oldu.



Pazartesi gününün 29 Ekim olmasını da fırsat bilerek Cuma gecesi yola çıktık. Adım Adım Florya ekibinden 14 kişilik bir grup artı Murat olarak Cumartesi sabahı Dalyan'a ulaştık. Gece biraz maceralı ve gergin geçse de sabah otele yerleşip dinlendikten sonra kendimize geldik. Biraz Dalyan'ı keşife çıktık. Daha önce Marmaris tarafından tekneyle iki defa kanallara gelmiştim. Caretta'larıyla ünlü İztuzu plajını da görmüştüm. Ama belde olarak Dalyan'a ilk gelişimdi bu seyahat. Doğası, havası, kanallarıyla ne kadar muhteşemse esnafı ve insanlarına o kadar ısınamadık. Ancak bu çok güzel 2,5 gün geçirdiğimiz gerçeğini değiştirmedi. 



Yavaş yavaş koşu hakkındaki hazırlık ve izlenimlerimize geçelim. Amsterdam Yarı Maratonu'nun benim için biraz problemli geçmesi ve Dalyan'ın hemen 1 hafta sonraya denk gelmesi benim için handikap oldu. Yaşadığım kramp problemi biraz uzun süreli oldu ve özellikle ayak tabanımda oluşan ödem yarış öncesi çok zorladı. Bir hafta önce koşulan 21km üzerine Dalyan'da 14km koşacaktım. Ancak bırakın koşmayı yürümekte bile zorluk çekiyordum. Kafamdaki plan startla beraber çıkıp 5k dönüşünden dönmek ve en azından gitmişken parkurda az da olsa vakit geçirmekti. Ancak öyle olmadı =)



Biz Dalyan'da otele yerleştikten sonra önce meydana gelip (ki zaten tek meydan var) maraton alanını ziyaret ettik. Kitlerimizi ve tshirtlerimizi aldıktan sonra bir şeyler yemeye gittik. Akşam aynı alanda nohut-pilav partisi olacağı için onun da planlamasını yaptık. Kahvaltı niyetine bir şeyler atıştırdıktan sonra kanallara geçip bir tekneyle anlaştık ve İztuzu plajına geçtik. Hava muhteşemdi ve deniz sezonu kapanışını güzel bir şekilde Dalyan'da yapmış olduk. Daha sonra nohut-pilav partisi için döndük. Gece Dalyan'da biraz daha dolaşıp çok geç olmadan yarışı da düşünerek odalarımıza geçtik. Klasik olarak yarış kıyafetlerimi geceden hazırlayıp heyecanla uyudum.



İnsanların hayatlarında bazı özel insanlar vardır. 20 yıla yakındır kardeş gibi olduğum Murat'la senelerce bir çok hikayemiz vardı. Bu sefer de dönüp dolaşıp aynı parkuru ilk paylaştığımız yarış oldu Caretta Run. Aslında daha önce 5km koşacağını söyleyen Sinem'i "tamam ya beraber koşarız o kadar yolu 5km için mi gideceksin?" diye ikna edip 14km için kayıt yapmasını sağlamıştım. Ancak öyle olmadı =) 



Sabah maraton alanında güzel bir ortam vardı. Hava da 20 derece civarında olunca yarış için herşey hazırdı artık. Ben 14km koşabileceğime ihtimal vermediğim için Murat'la startın en arkasından çıktım ve yavaş tempoyla bir 5km kadar onunla beraber koştum. Hem O'nun da temposunu kontrol edip parkura ısınmasını sağlamış oldum. Yalnız ben koştukça ayağımın altındaki ödem de ısındı ve ayağımın koştukça rahatladığını hissettim. İlk 5km 7:00 pace geçtikten sonra rahatladım ve biraz hızlanarak Murat'tan ayrıldım. Yalnız yarış başladıktan itibaren parkurdaki ortam, doğa inanılmazdı. Tarlaların, nar ağaçlarının arasında dağlara doğru koşmak, koştukça nefesimin açıldığını hissetmek çok iyi geldi. 



Asıl süpriz 6-7.km arasında göle geldiğimizde oldu. Sülüngür gölünün nefis manzarası bütün koşucular gibi beni de çok etkiledi. Bu manzara eşliğinde 9.km'ye kadar 5,30-6,00 pace arası koşarak hızlandım. 8.km de yine gölün yanından geçtim. 9.km den sonra klasik olarak dizimde ağrı hissedince yavaşladım ve bir 500m kadar yürüdüm. Dizimi dinlendirdikten sonra tekrar hızlandım ve bu sefer çok daha iyi hissediyordum kendimi. Son 4km 4,30-5,00 pace arasına düşerek parkurdaki keçilere meydan okumaya başladım ve çok sevdiğim gibi coşkulu bir finish yaptım. 1:25.00 dk benim için ideal zaman olmasa da sabah koşmayı bile düşünmediğim bir yarış için güzel bir hikaye oldu. 



Ertesi günün Cumhuriyet bayramı olması da tabi ki benim için çok başka bir motivasyon kaynağı idi. Böyle güzel bir günde bir sporcuya yakışan şekilde bir finish yapmak çok anlamlıydı benim için. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği sporcular olabilmek, bu ilkelerle spor yapıyor olduğumu bilmek büyük bir gurur benim için. Hayatım boyunca da spordan ve Atatürk ilkelerinden ayrı kalmayacağımı bilmek çok anlamlı.



Koşudan sonra biraz dinlendik ve yine bir tekneyle anlaşıp kükürt ve çamur banyolarının olduğu taraflarına gittik Dalyan'ın. Akşam da rakımızı içip güzel havanın, Dalyan'ın keyfini çıkarttık. Gece de Maraton Partisi vardı. Ona da uğradıktan sonra otele döndük. Sabah yine organizasyonun İztuzu plajında düzenlediği yogaya gittik Murat'la. Yoga etkinliğiyle birlikte Dalyan'a döndükten sonra artık bu maceranın da sonu gelmişti. Son derece yorucu bir yolculuğun ardından evimize döndük ve İstanbul maratonu hazırlıklarına başladık.



Bu koşuyla ilgili organizasyon için ayrı bir paragraf açmak istiyorum. Yaklaşık 3 yıldır koşu organizasyonlarına katılıyorum. Özellikle yurtdışında katıldığım yarışları organizasyonel olarak anlattım bu blogda. Dalyan Caretta Run ekibi de bence muazzam bir iş çıkardı. Yarış öncesi kitlerin dağıtımı, nohut pilav partisi, start-finish organizasyonları, parkur düzeni/ikramlar, maraton partisi ve İztuzu plajı yoga etkinliğiyle son derece yoğun bir program sorunsuz tamamlandı. Bu vesileyle tekrar teşekkür etmiş olalım. Yarış için verdiğimiz ücretin karşılığını fazlasıyla aldık. Bir terslik olmazsa 2019'da da yine Dalyan'da olmayı planlıyoruz.



2019 Barcelona Yarı Maratonu'nda görüşmek üzere... 


25 Mart 2018 Pazar

Barcelona Yarı Maratonu 2018... Run Your World..

Barcelona Yarı Maratonu'na kayıt olduktan sonra eş anlı olarak blog kararını da vermiştim. İlk yazılarımın hep Barcelona'ya denk gelmesi güzel tesadüf. Bana göre dünyanın en güzel şehri Barcelona'da koşmak hem de ilk yarı maraton deneyimini yaşayacak olmak fikri bile yeterince heyecan verici iken bunun gerçek olması tarif edilemeyecek bir duygu gerçekten. Belki herşey yolunda gitmedi belki planladığım gibi olmadı ama çok da güzel oldu.



Geçen sene koşu hayatımın ilk sezonunu kendime göre iyi derecelerle bitirmiş ve çok keyif almıştım. Artık kendi çapımda iyi bir sporcu ve orta mesafe koşucusu olabilirdim. Koşmak dışarıdan bakıldığında çok kişiye ne kadar anlamsız gelse de bu spora başladığınızda katettiğiniz her kilometre geçtiğiniz her finish sizi farklı duygulara sürüklüyor. 2017 Runatolia ile başlayan bu serüven Bozcaada 2017 ile devam etti ve artık macera başlamıştı. İstanbul Yarı Maratonu'nda koştuğum 10 km koşusunu 52:20 ile bitirdiğim yarış yaza kadar yaptığım en iyi derecem olmuştu. Adım Adım Florya Çaylaklar ekibi olarak her hafta daha iyi derece ve performanslarla güzel bitirmiştik sezonu.



Bozcaada sonrası biraz tempo düşürmek, ramazan arası, yaz tatilleri ve rehaveti derken 20 Temmuz sonrası yavaş yavaş tekrar başlamıştım düzenli antrenmanlara. Geçen senenin aksine çok daha hızlı şekilde geçen seneki tempoma ulaştım ve 50 dakikanın altına çektim 10 km derecelerimi. Gelibolu Maratonu'nda 47:07 ile kendi en iyi derecemi tekrar geliştirmiştim. 1:20:00 hedef koyduğum İstanbul Maratonu 15 km koşusunu ise 1:14:57 ile bitirerek kendime güvenimi de üst seviyelere taşımıştım. Haftada en az 2 gün antrenman 1 gün interval yaparak geldiğim bu nokta bu sezonun en tepe noktalarıydı benim için. Artık hedefim Barcelona ve yarı maratonda 1:50:00 altı bir derece almaktı. Tüm konsantrasyonumu ve programımı buna göre yapmaya başlamıştım artık.



36 yıllık hayatımın en büyük kabusu tabi ki henüz karşıma çıkmamıştı: Sakatlık. 21 ve 23 yaşlarındayken sırasıyla sol ve sağ dizlerimden geçirdiğim iki çapraz bağ sakatlığım 36 yaşımdayken bile hala peşimi bırakmıyor malesef. Yarışa yaklaşık 1,5 ay kala başlayan ve uzun mesafelerde kendini daha çok hissettiren ağrılarım kısa zaman diliminde hazırlanmamı ve uzun mesafe koşusu için motivasyonumu da doğal olarak bayağı aşağılara çekti. 1:50:00 hedefi artık çok gündemimde değildi çünkü tek hedefim artık oraya gitmek ve sağlıklı bir şekilde 21 km'yi bitirebilmekti. 

Barcelona günleri ve Yarı Maraton öncesi:



10 Şubat sabahı İstanbul'dan Barcelona'ya yola çıktık. Adım Adım Florya Çaylaklar'dan sevgili arkadaşım Pınar da bana eşlik etti. En sona bırakmadan yarış boyunca bana verdiği destek ve seyahat arkadaşlığı için kendisine de en baştan teşekkürlerimi iletiyorum tabi ki :) Barcelona havaalanı olan El Prat'a indikten sonra otellerimize yerleştik ve ilk iş olarak maraton fuarına giderek koşu için kitimi aldım. Şehri bilenler için maraton fuarı Placa Espana'da bulunan ve eskiden boğa güreşi arenası olan ancak şimdi AVM olarak kullanılan Arenas de Barcelona'da yapıldı. Fuara gidene kadar yarışı bitireyim de nasıl biterse bitsin diyen ben göğüs numaramı ve tshirtümü aldığım andan itibaren dizimi unutup "yakarız bu gezegeni" moduna girmiştim bile :) 



Dünyanın en güzel şehrine gelmiştik ve kendi adıma toplam 2,5 günüm vardı. Ne kadar yorgunluk olsa da biraz şehri gezmek ve bu şehri hissetmek de lazımdı. Pınar da Barcelona'ya ilk defa geldiği için önce Placa Catalunya'ya gidip Hard Rock'ta bişeyler yedik. Daha sonra La Rambla'dan aşağı inerek önce La Boqueira'ya uğradık. Bu güzel pazardan meyve kokteylleri, meyve ve gerekli vitamin desteğini alarak ayrıldık. Pazar kapalı olduğu için Cumartesi uğramamak olmazdı zaten.  Sıra artık Gothic ve El Born'e dalıp Barcelona sokaklarında kaybolmaya gelmişti. İlk gelişimde gittiğim ama kapalı olduğu için giremediğimiz aynı zamanda Picasso müzesiyle de aynı sokakta olan El Xampanyet bu sefer açıktı. Şehrin en iyi tapasçılarından olan bu mekanı giden arkadaşlara mutlaka tavsiye ediyorum. Burdan çıktıktan sonra da Pınar'ın tavsiyesiyle Sincopa adlı bara gittik. Yarış öncesi akşamlar çok huyum olmasa da burada birlikte birer bira içtik. Estrella buranın en çok satılan birası ve tadını da çok özlediğim için içmek için ertesi akşamı bekleyemedim. Sincopa çok farklı ve salaş bir mekan. Biz burayı da çok sevdik ancak sokak aralarında farklı konseptlere sahip o kadar çok yer gördük ki birçoğunda da aklımız kalmadı değil. 



Haftasonu süprizi olarak uzun zamandır görüşemediğim bir arkadaşım da o haftasonu Barcelona'ya gelmiş ve akşam son olarak da onlarla birlikte Dry Martini adlı bir mekana gittik. Biraz Ufuk'larla oturduktan sonra artık otele dönmenin ve sabah koşu için dinlenmenin zamanı gelmişti. Dry Martini Barcelona merkezin biraz daha dışında üniversitenin arkasında kalıyor. Çok güzel martiniler yapan elit bir mekan. Tavsiye listesine ekledim :) Saat 23:00 te uyuyup sabah 6:30 da kahvaltı yapmak üzere oteldeyim artık.

Mitja Marato de Barcelona: 



Bir yarış ritüeli olarak her zaman koşu kıyafetlerimi tshirtümden çorabıma kadar geceden hazırlar kendimi yarışa motive etmeye başlarım. Gece de yine her önemli koşu gibi Adım Adım tshirtümü hazırladım giymek için. Sabah da erkenden uyandım ve yine geceden hazırladığım kahvaltımı yapıp koşu kıyafetlerimi giydim. Pınarla buluştuk ve sabah 8:00 de yarış alanına geldik. Daha kalabalık toplanmamıştı. Isınmak için start alanının hemen yanında bulunan Cituedella parka geçtik. Cituedella park benim Barcelona'da daha önceki ziyaretimde en sevdiğim yerlerin başındaydı. Hava güzelse eğer şehrin en güzel yeri bence. Özellikle baharda ve yaz aylarında gidiyorsanız mutlaka uğrayın. 



Kalabalık arttıkça heyecanım da arttı daha fazla. Kendi ısınmamı yaptıktan sonra takım olarak ısınan bir ekibe katıldım ve onların hocası eşliğinde ısınma hareketlerine devam ettim. Hoca taktik konuşmasına başladıktan sonra da biraz dinledim ama İspanyolca konuştuğu için daha fazla orda kalmadım ve son kontrollerden sonra artık start alanına doğru harekete geçtim. 



Biraz organizasyondan bahsedelim ve starta geçelim. Yaklaşık 15.000 kişinin katıldığı bir organizasyon Barcelona Yarı Maratonu. Daha kayıt olurken size tahmini bitirme sürenizi soruyorlar ve verdiğiniz süreye göre starttaki başlangıç alanınız belli oluyor. Herkes kendi verdiği süreye göre belirlenen renge uygun olarak start alanına girebiliyor. Mesela 1:45:00 süre verdiyseniz 1:30:00 süre veren ve daha önce başlayan grupla start almanız mümkün değil. Yine bizde yaygın olduğu şekilde yarışa kayıt olmadan ben start alanına kaynarım ve kayıt olmadan da koşarım diye bi şey de söz konusu değil. Denetimler ve sınıflandırma çok düzgün işliyor. Her renge mensup zaman grubu için ayrı ayrı start veriliyor ve o renkte konfetiler atılıyor havaya. Ben zaman olarak 1:40:00-1:55:00 aralığını vermiştim ve gögüs numaram yeşil renkte idi. Yeşil renkten verilen startla birlikte de yarışa başladım. Start alanı o kadar motive ediciydi ki başlamadan önce tamamen hedefe kilitlenmiştim artık. Bu açıdan organizasyonu tekrar tebrik ediyorum. 



Her ne kadar yarış başlamadan önce gaza gelmiş olsam da dizimdeki sıkıntının farkında olduğum için kendime bir koşu stratejisi belirlemiştim. En büyük sıkıntım daha önce hiç koşmadığım bir mesafedeki yarışa hazırlanamamış olmak ve özellikle 15-16. km den sonra neler yapabileceğimdi. Sakatlık olmasa kendime güzel bir program hazırlamıştım ama kısmet olmadı malesef. 7-8.km den sonra ortaya çıkan ağrılar beni ne kadar zorlayacak merak ediyordum. Bu duygular ve karmaşayla da başladım yarışa. 



İlk 2 km startın bana verdiği heyecanla başladı ve 4.30 pace ortalamayla geçti ama geride kalan 19 km yi düşünürsek koşu böyle bitmeyecekti. Sakatlığımı da göz önünde bulundurarak kalan km lerde tempoyu düşürmek adına 5.00-5.30 pace arasına düştüm ve 9.km ye kadar da bu tempoyu bozmadan devam ettim. 7 ve 8.km ler arası start noktası yakınından geçtiği için Pınar'la konuşmuştuk ve beni orada bekleyerek fotoğrafımı çekecekti. Tam konuştuğumuz yerde beni bekliyordu sağolsun. Birde fotoğrafçı İsa abiyi bulmuş oralarda benim fotoğraflarımı çektirmek için organize etmiş :) Onların desteğiyle orayı da geçtim o desteğin hızıyla 9.km ye kadar giderek artık ağrıyı ilk hissettiğim noktalarda malesef biraz durmak ve yürümek zorunda kaldım. Bu km yi 6,38 pace ile geçmiştim. 



Daha sonra 13.km ye kadar yine tempomu koruyarak devam ettim ancak burada dizim çok zorladığı için burda baya tempo düşürerek 7,50 pacelere kadar düştüm malesef. Sonra tekrar başladım ve 17.km ye dek 6,00 pace ortalamayla koştum ve bu kmyi yine 7.50 pace ortalamayla geçtim. Burdan sonrası çok zor geçti ancak bunu anlatmadan önce yine yarış ve izleyenlerle ilgili birşey paylaşmak istiyorum. Yarıç öncesi 15,000 kişiyi orda görünce ilk yurtdışı deneyimim olduğu için bir çok kişinin bir süre sonra bırakabileceğini, yürüyebileceğini düşündüm bizim yarışlardan yola çıkarak. Büyük yanılmışım gerçekten. 15,000 kişinin neredeyse tamamı hiç fire vermeden ve durmadan tamamladı yarışı. Ve çektiğim her sıkıntıda her durduğumda en az 3 kişi omuz atarak "hadi" dedi bana. Kenarda izleyen onlarca kişi göğüs numaramda ismimi okuyarak destek oldular. Bu gerçekten büyük motivasyon. Her km de izleyen destek olan onlarca kişi vardı. Hiçbir metrede yalnız olduğumu hissetmedim. Ve bu duygularımla da son 4 km ye girdim. 



Eğer dizimde problem yaşamasam muhtemelen 5:15 pace ortalamayla 21 km biter ve güzel bir dereceyle yarışı bitirebilirdim. Ancak koşu içerisinde yaşadığım sıkıntılar ve çok defa durup kalkmam sebebiyle özellikle 17.km den sonra çok defa kramp sıkıntısı yaşadım. Kaslarım soğuduğu için her tempo yaptığımda kalflerime ve üst baldırlarıma kramplar girdi. 19.km den sonra son 2 km nasıl geçti inanın ben bile bilmiyorum. Çok destek gördüm çok omuz aldım ve son metrelere kadar geldim. Son 50 metrede bile iki bacağıma aynı anda giren kramp o anda canlı yayın yapan sevgili "karşim" Pınarı heyecanlandırsa ve duygulandırsa da kendimi 10 metre içinde toplayıp güzel bir finishle ve 2:05:00 dereceyle yarışı sonlandırdım. Ayakta duracak halim yoktu ancak o kadar mutluydum ki o andaki seratoninle sanırım içecek, madalya ve meyve ikramlarını toplayıp hatta o ara kendimi fotoğraf bile çektirip Pınarın yanına gittim. Sonra da parkta önce esneme sonra da yatış pozisyonuna geçerek kendime gelmeyi bekledim :)



Durup geriye baktığımda bu güzel şehirde, bu tarihi caddelerde böyle bir hikaye yaşayacağımı 2013 yılında buraya ilk geldiğimde hayal bile edemezdim. Yakın arkadaşlarım bu şehrin tarihiyle, takımıyla, sokaklarıyla benim için ne kadar önemli olduğunu bilirler. O yüzden hala gerçek değilmiş gibi gelse de madalyama baktıkça kendime geliyorum arada. Bu sene belki istediğim gibi olmadı sonuç ama daha iyi sonuçlar için mutlaka buraya tekrar geleceğim. Hatta belki bir sonraki maceram neden Barcelona Maratonu olmasın? :)

Yine Yeni Yeniden Camp Nou:

Yarıştan sonra kendime geldikten sonra güzel bir kahvaltı ve ardından otele geçerek 2 saatlik bir uykunun ardından artık Camp Nou saati gelmişti. Buraya gelmeden 10 gün önce pazar saat 16:30 da olan Barcelona - Getafe maçı için biletlerimizi almıştık. Metroya bindik ve stada yakın durakta indikten sonra kendimizi kalabalığa bırakıp stada doğru yol almaya başladık. Barça atkımı aldıktan sonra stadın hemen karşısında bir Puba giderek İspanyol taraftarlarla birlikte hem biramızı rahat rahat içtik hem de tezahüratlara eşlik ettik. Sonra da stada geçerek korner bayrağının 3 sıra üzerindeki yerimize geçtik. 



Barcelona takımı çocukluğumdan beri hayranlıkla izlediğim ve bu statta bir gün mutlaka izlemek için hayalini kurduğum bir takımdı. Daha önceki gelişimde maça denk gelemediğimiz için müzeyi ve stadı gezmiştik ama bu sefer en güzel yerden maç da izleyebilecektik. Burada da benim dillere destan şansım devreye girdi ve son iki Barca - Getafe maçı 6-0 bitmiş iken bu sene Barca'nın bu statta gol atamadığı tek maç olarak 0-0 sona erdi :) Yine de bu statta 75,000 kişi ile birlikte bu heyecanı yaşamak da muazzamdı gerçekten. Artık kapıyı açtım nasıl olsa tekrar gelip tekrar izleyeceğiz Barcelonamızı. 



Otellerimize dönüp tekrar dinlendikten sonra artık paella/sangria vakti gelmişti ve biz şehrin en güzel restaurantlarından biri olan 7 Portes'i tercih ettik. Deniz ürünlü paellamızı ve sangriamızı söyleyip güzel bir akşam geçirdik. Burdan çıktıktan sonra da yine Born'de bulunan Sagardi isimli tapasçıya geçtik. Buraya ben geçen sefer de gelmiştim ama Pınar'ın da gelmesini istedim. Tapas yemedik ancak tarifi bizde gizli olan Sagardi'nin kendine özel içkisi olan Clara'dan içme şerefine nail olduk. İsteyen varsa yaparız ancak tarifi kimseye veremeyiz :)



Dönüş yolunda sokaktaki bi abiden 4 tane Estrella alıp Pınar'la La Rambla üzerinde güzel bir muhabbetten sonra artık dönüş vakti gelmişti benim için. Sabah kahvaltısı ve kısa bir turdan sonra bu seyahatim de sona ermiş ve Barcelona'ya veda vakti gelmişti. Tekrar geleceğim ve bu sefer daha da güzel anılarla ayrılacağım bu şehirden. 



Sırada Runatolia 2018 var. Görüşmek üzere. 





7 Ocak 2018 Pazar

Adım Adım Başlıyoruz..



Hayat sürprizlerle dolu hepimiz için. Bütün zorlukları, eğlencesi, inişleri, çıkışları ise bu sürprizlerde saklı. Aynı bir maraton gibi. Başlarken zinde, yokuşları zorlu, inişleri eğlenceli, bazı kilometrelerde yorgun düşseniz de finishler her zaman enerji doludur. Aslında koşu hikayem de pek eskilere dayanmıyor. Hayatı boyunca sporla iç içe bir insan olarak 2 senedir sadece koşuyorum. Koştukça daha güçlü hissettim ve bitirdiğim her yarış sonrası daha çok motive oldum. Başardıkça daha çok hırslandım. Vücudum yeter demediği müddetçe de koşmaya ve iyi hissetmeye devam edeceğim. 

Daha önce gezmeyi seven ve bunu kaleme alan bir adamdım. Şimdi hem gezerken hem de koşarken yaşadıklarımı bir hatıra defteri olarak bu blogda saklayacağım. Şimdiden beğeneceğinizi umuyor ve dünyaları koşmaya yeniden başlıyorum. Yeni gezilerim şubatta Barcelona'da Barcelona Yarı Maratonu ile başlayacak ama önce geçmişten de yazılarım olacak.

Şimdiden herkese keyifli okumalar..:)