run etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
run etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2020 Cuma

Munih Yarı Maratonu 2019.. Bavyera Biralarının Dayanılmaz Hafifliği..

Bazı dönemler araya o kadar çok yoğun iş dönemleri giriyor ki neye nasıl zaman ayıracağımı şaşırıyorum. Yine öyle bir döneme girdim son 3 aydır. Yarışlar, antrenmanlar, iş hayatı derken inanılmaz bir 3 ay geçirdim. Tabi ki bu dönem yeni hazırlıklarla devam ediyor önümüzdeki aylar için. Bu yüzden de bir süredir yazamadım ama vakit ayırma sırası bloga da geldi artık.



Almanya Avrupa'da genel olarak ilgimi çeken ülkelerden değildi aslında ama bu sene Berlin'den sonra fikrim baya değişmişti. Şehrin düzeni, yaşam şekli, spora olan ilgisi benim için önemli bir nokta oldu. Hemen arkasından da Garanti Yatırım Koşu Takımı olarak bir yurtdışı yarışı ararken Münih bizim için biçilmiş kaftan oldu. Benim için de Almanya'yı biraz daha tanıma fırsatı. Olimpiyat düzenlemiş bir şehrin Olimpiyat stadında finish yapma fikrine kim hayır diyebilir ki?



Bu yaz bildiğiniz gibi bomba gibi geçti. Hazırlık sürecinde hem iyi yükleme, hem güçlenme derken çok iyi yarışlar çıkardım. Bir hafta önce 10k derecemi 41:41 gibi benim için eskiye nazaran çok iyi bir süreye çektim. Münih'e gelmeden üç hafta önce ise Çeşme gibi hem zorlu hem de rüzgarlı bir parkurda 1:41:12 gibi bir PB'ye imza attım. Artık Münih'te hedefim sadece ve sadece 1.40:00 altına inmek olmalıydı zaten. Bu sporu yapıyorsanız ve iyi hazırlanıyorsanız size mutlaka emeğinizin karşılığını veriyor.



Münih Maratonu hem koşu takımı olarak gideceğimiz ikinci yurtdışı yarışı olacaktı hem de Sinem'le ilk yurtdışı yarış organizasyonumuz. Kimbilir belki bir sonraki Ironman 70.3 olur :) Almanya sağolsun Berlin öncesi bana 3 yıllık vize verdiği için ilk defa bir yarış öncesi vize koşturmacası yaşamadım. Cumartesi sabahı erkenden uyanıp yola çıkmak için Sabiha Gökçen'e doğru yola çıktık. Uçağımız vaktinde kalkınca da öğle saatlerinde Münih'e varabildik. Ancak sırf pasaport için 1 saat üzerinde sıra bekleyince vaktinde gitmemizin bir avantajı kalmadı. 



Münih'te havaalanında indikten sonra şehre en kolay ulaşım tren ile. Sakın ola taksi, uber gibi diğer seçeneklere yönelmeyin derim. Biz kalabalık grup olduğumuz için de baya hesaplı bir grup bileti ile vardık şehir merkezine. Şehre ulaşınca da kişi başı 12 euro karşılığı aldığımız 3 günlük bilet ile ulaşım sorununu çözmüş olduk. Hemen otele yerleştik ve vakit kaybetmeden kitleri alabilmek için Banu ile buluşup Olimpiyat Parkı'na gittik. Şansımıza 3-4 gün boyunca hava da 20 derece ve üzerinde sıcak olacaktı Münih'te. Hem de bu mevsimde!!



Münih Maratonu'nu Berlin ile kıyaslamam gerekirse kesinlikle aynı tanınırlık ve büyüklükte bir organizasyon değil. Ama klasik Alman disiplini ile yapıldığı için aynı tutarlılıkta düzgün bir organizasyon. Çok hızlı bir şekilde kitlerimizi aldık ve güzel havada Olimpiyat parkında lezzetli bir WeissBeer içerek yol yorgunluğumuzu atmak istedik. Çünkü buradan yine hızlı bir şekilde 2 saat uzaklıkta bulunan Weissenburg kasabasına gidecek ve burada yaşayan Yücel abileri ziyarete gidecektik. Ancak bu saatten itibaren her şey ters gittiği için çok istememize rağmen gidecek treni biletini alırken 1 dk ile kaçırdık. Çok merak ettiğim bir kasabayı ve yıllardır evlerine gitmeyi çok istediğim akrabalarımızı görme şansını da kaybettik böylece. 



Treni kaçırınca önce MareinPlatz'a dönüp yemek yiyecek bir yerler baktık. Zaten Münih'te her yol neredeyse MarienPlatz'a çıktığı için buradan çok bahsediyor olacağım. Yakınlarda bulunan "Viktualinmarkt' da hem bir şeyler atıştırdık hem de birer bira daha içtik. Daha sonra Nürnberg'den gelen Tevfik ile buluştuk ve sohbet ettik. Sabah çok erken kalkıp gün içinde o kadar çok koşturmuşuz ki zaten çok da fazla dayanamayıp otele erken döndük. Sabah erken kalkacağımız için daha fazla direnmenin anlamı yoktu. Nefis Alman biralarını doya doya içmek için yarış sonrasını beklemeliydim zaten =)



Geceden kıyafetlerimizi hazırlayıp uyuduk ve sabah da erkenden yarış heyecanı ile uyandık. Kahvaltımızı ettik ve Banu ile buluşup yola çıktık. Amacımız hem erken gitmek hem de maraton koşacak olan Erhan'ı yarış öncesi motive edip moral vermekti. Ama heyecan mıdır dalgınlık mıdır bilinmez ters yöne giden trene bindiğimiz için yaklaşık 45 dk kaybettik. Biz alana ulaştığımızda maraton start almıştı. 10km koşusuna da yarım saat vardı. Sinem'le Banu son hazırlıklarını yaptı. Bende onlara şans dileyip fotoğraflarını çekmek için bir gün önceden belirlediğim bir noktaya geçtim. Oradan da stada döndüm ve hem stadın hem de yarışı bitirecek olan Sinem, Gülpınar, Banu ve Tevfik'in fotolarını çekmek için kendime göre güzel bir yer seçtim. Gerçi fotoları beğendiremedik ama neyse.. 



10k yarışını aramızda ilk bitiren Tevfik oldu. Sinem'in yaklaşık geliş derecesini tahmin edebiliyordum ama o daha da erken gelerek 55:00 civarında en iyi derecesini yakalamış oldu (Bu sene 50dk içinde bitirecek konuma gelecek eminim). Daha sonra Gülpınar ve Banu'da sağlıklı bir şekilde yarışlarını bitirdiler. Sinem'i çıkışta tebrik etmek için ve tabi ki bana şans getirmesi için çıkıp kapıda bekledim. Çünkü o geldikten sonra ben yarı maraton startı için English Garten'e gidecektim. 10k ve maratona göre benim yarışım farklı bir lokasyondan başlayacaktı. 



Yarıştan yaklaşık yarın saat önce startın oraya geldim. Adidas Runners tshirtüm ile koştuğum için farklı şehirlerde yaşayan AR koşucusu birkaç kişiyle tanışıp sohbet ettik. Fotoğraflarımı çektiler. İyi bir ısınma yaptım yarış öncesi ve start için önlere doğru bir yere geçtim. Daha önce de yazmışımdır belki ama tam bir karnaval havası oluyor yurtdışı yarışlar. Gayet eğlenceli bir start oldu. Hava dediğim gibi mükemmeldi ama Ekim ayında 23 derece sıcaklık belli bir mesafe sonrası sıkıntı da vermedi değil.



Gelişme döneminde olduğum için aslında her yarış hedefim bir öncekinden daha iyi bir derece tabi ki. Bu yarış için ise ana hedefim 1.40:00 altıydı yukarı yazdığım gibi. Ama aslında kendi içimde istediğim 1:35:00 idi. Yapabilecek gücüm de vardı aslında. Aslında diyorum çünkü 2019 bana yanlış yapılan bir yarış programının bir insan vücudunu nasıl yıprattığını çok iyi öğretti. Neyse 2020 yarış proramını ayrı bir yazıda işlemek üzere burada ara verelim. 



Start verildikten sonra çok sakin ve dengeli başladım yarışa. Gaza gelip bir anda hızlanıp kendimi yıpratmak istemedim. Asıl hedefim 4:30 ile başlayıp öyle de bitirmekti. İlk 10k 4:25 gibi bir ortalama ile bitti. Çok da rahattım. 10.km den sonra sıcak rahatsız etmeye başladı. Parkur da çok keyifli idi. Bir ara AR tshirtlü bir koşucu ile yanyana geldik. Münih'te yaşıyordu ve sıcaktan o da şikayet etmeye başladı. Benden daha hızlıydı daha fazla hızlanmak istemediğim için tempomu korudum ve beni geçip gitti birkaç dakika sonra.



Şimdi iki paragraf yukarı gidiyorum ve yanlış yarış programı burda kendini belli etmeye başladı. Daha bir hafta önce Bakırköy'de zorladığım kaslarım beni uyarmaya başladı. 13-14.kmler arası iyice yorgunluğu hissetmeye ve yavaşlamaya başladım. Hedefimi de 1:37:00 ye çektim bu bölgede. Sinem bana AR Münih'in 5km dönüşünde beklediğini söylemişti. Orada az da olsa enerji depolar son 5 km yi de o şekilde geçerim diye düşündüm. Ancak yavaşlamaya devam ettim. AR Cheer Point'ine çok coşkulu girdim hatta orada bulunan herkesi enerjimle hareketlendirdim diyebilirim. Bu beni 1 km daha götürdü ama 17.km artık duvar oldu benim için. Bacaklarım gitmiyordu. 



Son 4 km neredeyse işkence oldu ama 5:00 pace altına da gelmek istemiyordum. Zorlaya zorlaya son km'ye kadar geldim. Artık gerçekçi bir hedef olarak önümde sadece 1.40:00 altında bu yarışı bitirmek kalmıştı. Stada girene kadar gücümü korumayı bir şekilde başardım. Stada girdikten sonra bir anda enerji depolarım dolmuş gibiydi. Geçen sene Amsterdam'da yaşadığım gibi bir finish yapmak istemiyordum. Statlara olan ilgimi beni tanıyan herkes bilir ve bu muhteşem Olimpiyat Stadına yakışan şekilde güçlü bir şekilde bitirdim yarışı. 1.39:07 ile PB derecemi 2 dk geliştirmiş ve Berlin'de yapmak istediğim dereceyi 6 ay sonra gerçekleştirmiştim. İstediğim tam olmasa da mutlu hissediyordum kendimi. 



Zaten yarış bittikten sonra o kadar güzel bir bitiren büfesi kurulmuştu ki ne yiyip ne içeceğimizi şaşırdık diyebilirim. Erhan sağolsun çıkmamış beni beklemişti. O da hedefine ulaşmış ve maratonu 3:54:00 ile bitirmiş benden önce. Ben nefesimi toplayana kadar 3'er tane falan bira içmişizdir sahanın içinde :) Daha sonra fotoğraf çekile çekile ve bira içerek diğer arkadaşların yanına döndük.



Stadın hemen dışı Olimpiyat parkı olduğu için harika bir gölet, sıcacık bir hava ve sınırsız yeşil alan vardı. Yattık dinlendik ve sonra bira içip otele döndük. Yazının geri kalanı bira içmek üzerine olabilir zaten :) Yapacak bir şey yok. Burası Münih ve her dükkan enfes Bavyera biraları ile dolu. Biz de tadını çıkarttık.



Yarışın olduğu gün yani 13 Ekim, Sinem'le ilk buluştuğumuz günün 1. sene-i devriyesi olduğu için akşamı baş başa kendimize ayırmıştık. Daha önceden Galleria Ristorante adlı bir İtalyan Restoranına rezervasyon yaptırmıştım. Güzel bir yemek ve şarap ile bu geceyi kutladık. Restoran biraz pahalıydı ama bence böyle bir akşam için güzel bir seçimdi. Bu tercihi bir de Sinem'e sormak lazım tabi umarım o da beğenmiştir :)



Pazartesi bütün gün bizimdi ve Münih'i tam anlamıyla gezebilmek için tek tam günümüz bugündü. Biz de fırsatı kaçırmadık. Erkenden uyandık ve Sinem'le sabah koşusuna çıktık. Böyle ağır koşuların ardından ertesi gün yapılan düşük nabızlı bir 5-6k koşu hem sağlıklı hem de keyifli oluyor. Parkurda olmayan ama şehrin görmek istediğimiz yada göremediğimiz başka noktalarını da görme fırsatı. Ayrıca her gittiğim yerde kendi rotamı çizmeyi çok seviyorum. 



Koşuyu bitirdikten sonra Banu'yla buluştuk. Önce güzel bir kahvaltı ve sabah kahvesi. Marienplatz ve çevresinde güzel bir gezi yaptık. Kaufingerstrasse üzerinde bulunan dükkanları gezdik. Magnet aldık. Burada bulduğumuz 5 katlı bir spor mağazasından alışveriş yapmayı da ihmal etmedik. Buradan sonra da kendimizi direkt olarak English Garten'a attık. Ben zaten bir gün önce burada bulunan Biergarten ları görmüş ve hepsini hafızaya kaydetmiştim. Pazartesi de hava çok güzel olacaktı. Dolayısıyla bütün gün buradaydık.



Önce baya bir dolaştık parkın içinde. Yalnız park o kadar büyük ki saatlerce vakit geçirmemize rağmen ancak küçük bir kısmında bulunabildik. Daha sonra start noktasına yakın gördüğüm ama beni çok etkileyen bir yerde oturduk. Münih'te bir çok yerde bira bahçeleri var. Özellikle yazın hava güzel olduğunda buraların açıldığını ve çok dolu olduğunu söylemişlerdi. Şansımıza havadan dolayı da Ekim olmasına rağmen her yer açıktı. Patates kızartmalarımızı ve biralarımızı alıp afiyetle vakit geçirdik. Buradan sıkılınca parkın başka bir noktasında bulunan ve göl kenarında yer alan başka bir bira bahçesine geçtik. Hava o kadar sıcaktı ki ya da ben o kadar çok içmiştim ki üzerimi çıkarttım ve güneşlenerek bira içmeye devam ettim. Zaten bu yaz pek yanamamıştım iyi oldu :)



Akşama kadar burada vakit geçirdik. Daha sonra cadde üzerinde biraz dolaşıp önce Marienplatz'a daha sonra Viktualinmarkt'a döndük ve çok lezzetli deniz ürünleriyle bir akşam yemeği yedik. Bu yemeği neden daha önce yemediğimiz ve bu son akşamımız olduğu için biraz hayıflandık ama yapacak bir şey yoktu. Daha sonra pub tarzı başka bir mekana gittik. Pazartesi akşamı olduğu için çok sakindi her yer. Keyifli bir şekilde otelimize döndük. 



Salı sabahı da çantalarımızı hazırladık ve yine merkezde kahvaltı ettikten sonra havaalanına doğru yola çıktık. Bir macera daha sona ermişti. Ve ben Münih'i bir şehir olarak çok sevdim. Berlin de güzeldi ama Münih daha sıcak bir şehir olarak geldi bana. Güzel anılar biriktirmeye devam ettik. 


4 Şubat 2019 Pazartesi

Dalyan Caretta Run 2018.. Bir Tekne Organizasyonu..

Hesapta olmadan gidilen ama tadı damağımızda kalan yarışlar listesine 1. sıradan giren Dalyan Caretta Run bu haftaki seyahatimiz. Gerçekten de yarışa 2 ay kala hiç hesapta yoktu. Whatsapp grubumuzda laf arasında konuşulurken "benim arabaya benzin atarsanız gideriz." geyiği 15 kişi servisle yola çıkılan bir maceraya dönüştü. Çok da güzel çok da keyifli oldu.



Pazartesi gününün 29 Ekim olmasını da fırsat bilerek Cuma gecesi yola çıktık. Adım Adım Florya ekibinden 14 kişilik bir grup artı Murat olarak Cumartesi sabahı Dalyan'a ulaştık. Gece biraz maceralı ve gergin geçse de sabah otele yerleşip dinlendikten sonra kendimize geldik. Biraz Dalyan'ı keşife çıktık. Daha önce Marmaris tarafından tekneyle iki defa kanallara gelmiştim. Caretta'larıyla ünlü İztuzu plajını da görmüştüm. Ama belde olarak Dalyan'a ilk gelişimdi bu seyahat. Doğası, havası, kanallarıyla ne kadar muhteşemse esnafı ve insanlarına o kadar ısınamadık. Ancak bu çok güzel 2,5 gün geçirdiğimiz gerçeğini değiştirmedi. 



Yavaş yavaş koşu hakkındaki hazırlık ve izlenimlerimize geçelim. Amsterdam Yarı Maratonu'nun benim için biraz problemli geçmesi ve Dalyan'ın hemen 1 hafta sonraya denk gelmesi benim için handikap oldu. Yaşadığım kramp problemi biraz uzun süreli oldu ve özellikle ayak tabanımda oluşan ödem yarış öncesi çok zorladı. Bir hafta önce koşulan 21km üzerine Dalyan'da 14km koşacaktım. Ancak bırakın koşmayı yürümekte bile zorluk çekiyordum. Kafamdaki plan startla beraber çıkıp 5k dönüşünden dönmek ve en azından gitmişken parkurda az da olsa vakit geçirmekti. Ancak öyle olmadı =)



Biz Dalyan'da otele yerleştikten sonra önce meydana gelip (ki zaten tek meydan var) maraton alanını ziyaret ettik. Kitlerimizi ve tshirtlerimizi aldıktan sonra bir şeyler yemeye gittik. Akşam aynı alanda nohut-pilav partisi olacağı için onun da planlamasını yaptık. Kahvaltı niyetine bir şeyler atıştırdıktan sonra kanallara geçip bir tekneyle anlaştık ve İztuzu plajına geçtik. Hava muhteşemdi ve deniz sezonu kapanışını güzel bir şekilde Dalyan'da yapmış olduk. Daha sonra nohut-pilav partisi için döndük. Gece Dalyan'da biraz daha dolaşıp çok geç olmadan yarışı da düşünerek odalarımıza geçtik. Klasik olarak yarış kıyafetlerimi geceden hazırlayıp heyecanla uyudum.



İnsanların hayatlarında bazı özel insanlar vardır. 20 yıla yakındır kardeş gibi olduğum Murat'la senelerce bir çok hikayemiz vardı. Bu sefer de dönüp dolaşıp aynı parkuru ilk paylaştığımız yarış oldu Caretta Run. Aslında daha önce 5km koşacağını söyleyen Sinem'i "tamam ya beraber koşarız o kadar yolu 5km için mi gideceksin?" diye ikna edip 14km için kayıt yapmasını sağlamıştım. Ancak öyle olmadı =) 



Sabah maraton alanında güzel bir ortam vardı. Hava da 20 derece civarında olunca yarış için herşey hazırdı artık. Ben 14km koşabileceğime ihtimal vermediğim için Murat'la startın en arkasından çıktım ve yavaş tempoyla bir 5km kadar onunla beraber koştum. Hem O'nun da temposunu kontrol edip parkura ısınmasını sağlamış oldum. Yalnız ben koştukça ayağımın altındaki ödem de ısındı ve ayağımın koştukça rahatladığını hissettim. İlk 5km 7:00 pace geçtikten sonra rahatladım ve biraz hızlanarak Murat'tan ayrıldım. Yalnız yarış başladıktan itibaren parkurdaki ortam, doğa inanılmazdı. Tarlaların, nar ağaçlarının arasında dağlara doğru koşmak, koştukça nefesimin açıldığını hissetmek çok iyi geldi. 



Asıl süpriz 6-7.km arasında göle geldiğimizde oldu. Sülüngür gölünün nefis manzarası bütün koşucular gibi beni de çok etkiledi. Bu manzara eşliğinde 9.km'ye kadar 5,30-6,00 pace arası koşarak hızlandım. 8.km de yine gölün yanından geçtim. 9.km den sonra klasik olarak dizimde ağrı hissedince yavaşladım ve bir 500m kadar yürüdüm. Dizimi dinlendirdikten sonra tekrar hızlandım ve bu sefer çok daha iyi hissediyordum kendimi. Son 4km 4,30-5,00 pace arasına düşerek parkurdaki keçilere meydan okumaya başladım ve çok sevdiğim gibi coşkulu bir finish yaptım. 1:25.00 dk benim için ideal zaman olmasa da sabah koşmayı bile düşünmediğim bir yarış için güzel bir hikaye oldu. 



Ertesi günün Cumhuriyet bayramı olması da tabi ki benim için çok başka bir motivasyon kaynağı idi. Böyle güzel bir günde bir sporcuya yakışan şekilde bir finish yapmak çok anlamlıydı benim için. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği sporcular olabilmek, bu ilkelerle spor yapıyor olduğumu bilmek büyük bir gurur benim için. Hayatım boyunca da spordan ve Atatürk ilkelerinden ayrı kalmayacağımı bilmek çok anlamlı.



Koşudan sonra biraz dinlendik ve yine bir tekneyle anlaşıp kükürt ve çamur banyolarının olduğu taraflarına gittik Dalyan'ın. Akşam da rakımızı içip güzel havanın, Dalyan'ın keyfini çıkarttık. Gece de Maraton Partisi vardı. Ona da uğradıktan sonra otele döndük. Sabah yine organizasyonun İztuzu plajında düzenlediği yogaya gittik Murat'la. Yoga etkinliğiyle birlikte Dalyan'a döndükten sonra artık bu maceranın da sonu gelmişti. Son derece yorucu bir yolculuğun ardından evimize döndük ve İstanbul maratonu hazırlıklarına başladık.



Bu koşuyla ilgili organizasyon için ayrı bir paragraf açmak istiyorum. Yaklaşık 3 yıldır koşu organizasyonlarına katılıyorum. Özellikle yurtdışında katıldığım yarışları organizasyonel olarak anlattım bu blogda. Dalyan Caretta Run ekibi de bence muazzam bir iş çıkardı. Yarış öncesi kitlerin dağıtımı, nohut pilav partisi, start-finish organizasyonları, parkur düzeni/ikramlar, maraton partisi ve İztuzu plajı yoga etkinliğiyle son derece yoğun bir program sorunsuz tamamlandı. Bu vesileyle tekrar teşekkür etmiş olalım. Yarış için verdiğimiz ücretin karşılığını fazlasıyla aldık. Bir terslik olmazsa 2019'da da yine Dalyan'da olmayı planlıyoruz.



2019 Barcelona Yarı Maratonu'nda görüşmek üzere... 


23 Ocak 2019 Çarşamba

Amsterdam Yarı Maratonu 2018.. XXX..

2013 yılında ilk defa yurtdışına çıkarken gittiğimiz ilk şehirdi Amsterdam. Bu süreçten sonra da yolumun en çok düştüğü şehir olmaya devam etti yurtdışında. Geçtiğimiz Ekim ayında ise ilk defa farklı sebeplerle! değil de koşmak ve bu şehirde bir hayalimi daha gerçekleştirmek için düşürdüm yolumu bu güzel şehire. Bundan önceki ziyaretim yine geçen sene Nisan ayındaydı ve koşu deneyimi olarak o zaman Vondelpark'ta 8km bir antrenman yapmıştım. Bu sefer de parkurum yine Vondelpark'tan geçecekti ama biraz acılı oldu bu deneyim.



2018 Barcelona yarı maratonundan sonra Runatolia'da koşacağım yarı maratonu sakatlık dolayısıyla 10 km yarışına çevirmiş, takvimime yarı maraton olarak 2019 Barcelona Yarı Maratonu ve 2019 Berlin Yarı Maratonu'nu almıştım. Bu süreçte de sakatlığımı daha makul bir seviyeye çekmeyi, bununla birlikte Barcelona'da istediğim sürede bitiremediğim parkuru hem daha hızlı hem de daha keyifli koşmayı planlamıştım. Amsterdam ise hiç hesapta yoktu. Bu süreçte çalışanı olduğum ve koşu takımında olmaktan büyük keyif aldığım Garanti Yatırım Koşu Kulübünde yıllık yarış takvimimizi oluştururken bir de yurtdışı yarış ekleyebileceğimizi gördük. Küçük bir araştırmadan sonra özellikle zamanlama ve lokasyon olarak bize en çok uyan Amsterdam Maratonuna katılmaya karar verdik. 



Özellikle yaz döneminde sakatlığı daha az hissetmek ve Ekim'e kadar hazır olabilmek için bir süre koşulara ara verdim. Daha çok kuvvet antrenmanlarına ağırlık verdim ve tüm konsantrasyonumu Amsterdam'da koşacağım yarı maratona çevirdim. Barcelona'da koştuğum 2.05.00 lik dereceden sonra bu yarışta kişisel hedefimi 1.50.00 civarında bir süreye koydum. Bu aralıkta başka yarı maraton koşmasam da Mayıs 2018'de İzmir'de koştuğum Wings For Life koşusunda arabaya tam 21,1 km de yakalanmıştım. Bu mesafeyi 1.51.30 gibi bir dereceyle yapmıştım. Dolayısıyla iyi bir hazırlık dönemi ve sakatlığı az hissederek hedef süreme ulaşmak çok da imkansız olmayacaktı. 



Tek dezavantajım kuvvetsel bazda iyi hazırlanmış olsam da yarıştan önce uzun mesafe antrenman yapmak için çok fırsat bulamadım. Uzun yarış koşamadım. Ama katıldığım Eker I Run 5km ve Geyik Koşularında koştuğum 4km yarışlarında kendi en iyi derecelerimi yaparak moralli bir şekilde Amsterdam yolculuğuna çıktım. Ayrıca bu süre içerisinde bisiklet aldım ve dayanıklılığı arttırabilmek için haftasonu uzun bisiklet sürüşleri yaptım. 



Bu hazırlık sürecinin ardından nihayet 20 Ekim sabahı geldi ve şirketten arkadaşlarım Erhan,Özden ve Kemal'le birlikte yola çıktık. Tabi Adım Adım Florya ekibinden Erhan, Zeynep, Mediha, Yasemin, Banu ve Pınar S. de bizden bir gün önce yola çıkmış ve yarışa katılmak için Amsterdam'a gelmişlerdi. Hem kalabalık hem de keyifli bir 4 gün geçireceğimiz kesin gibiydi. Öğleden sonra Museumplein yakınındaki otelimize yerleştikten sonra ilk işimiz hemen Maraton Fuarına gidip kitlerimizi almak oldu. Maraton fuarları her zaman heyecanlı ve motive edici oluyor. Yine farklı olmadı ve çıktığımda kendimi tam anlamıyla artık yarışa hazır hissediyordum.



Cuma ve Cumartesi geceleri Amsterdam'ın en hareketli, kalabalık ve gürültülü geceleri oluyor aslında ama ertesi gün yarış olduğu için Cumartesi gecesini yüzeysel bir tur, 1-2 bira ve çok geç olmadan otele dönüp uyuyarak geçirdik. Aslında yarı maraton 13:30 da başlayacaktı ancak sabah 10:00 da başlayacak 8 km koşusuna katılacak arkadaşlara destek olmak ve maraton fotoğrafları çekmek için erkenden uyanmamız gerekiyordu. Geceden kıyafetlerimi, göğüs numaramı ve ayakkabılarımı hazırlayıp her yarış öncesi yaşadığım heyecanı yaşayarak uyudum yine.



Yarış sabahı odadan çıkmadan iyi bir kahvaltı yaptık ve 8 km yarışı için yola çıktık. Ben yolda Olimpiyat stadına gitmek yerine Kemal ve Erhan'ı bırakarak Museumpleine geçtim. Rijksmuseum'un içinden geçen geçidi gören güzel bir yere hatta Amsterdam yazısının üzerine tırmanıp arkadaşlarımın fotoğraflarını çekebilmek için vaziyet aldım. Önce saat 9.00 da maraton start alıyordu. Yaklaşık 10 binin üzerinde maraton koşucusu geçti önümüzden. Ülkemizde maratonlara katılan sayısını düşündüğümüzde gün boyu sürecek muazzam bir organizasyon başlamıştı bu startla birlikte. Önce elit atletler geldi ve arkasından bitmek tükenmek bilmeyen onlarca ülkeden binlerce koşucu. Tam bir şölen havası. 



Tam maratoncular bitti derken 8 km startı da verildi ve yaklaşık 18.000 (on sekiz bin) koşucu daha önümüzden geçip gitti. Tabi bu sırada hem şirketten hem de Adım Adım Florya ekibinden de arkadaşlar teker teker geçtiler ve hepsinin fotoğraflarını yakaladım. Bu sabah maraton fotoğrafçılığı branşında da ilk deneyimimi yaşadım. Bence iyi de bir başlangıç yaptım sayılır. Koşmadığım bazı yarışlarda düşünebilirim ilerde. Neyse organizasyona dönersek yaklaşık 30 bin kişi koşusunu tamamladı ve artık sıra öğleden sonra koşulacak yarı maratona gelmişti. Heyecan da yavaş yavaş artmaya başlamıştı tabi ki benim için. Fotoğrafçılık görevimi tamamlayıp startın alınacağı Olimpiyat stadına doğru hareket ettim. 



Stada ulaştığımda ilk önce yarışlarını bitiren arkadaşlarımı tebrik ettim. Erhan, Kemal ve Özden'le buluşup Garanti Yatırım formalarımızla fotoğraf çektirdik. Daha sonra yarı maraton koşacak olan Pınar da bize katıldı ve start alanlarımıza doğru dağıldık. Start alanımız diyorum çünkü yurtdışında bu tarz ve kalabalık olan yarışlarda karışıklık yaşanmaması adına start sistemi için çok düzenli ve düzenleyici harika bir uygulama var. Daha yarışa kaydolmadan size hedef sürenizi soruyorlar ve bu verdiğiniz süreye göre de start alanları belirleniyor. Böylece yarışı 2 saatin üzerinde bitirmeyi hedefleyen bir koşucu hedefi 1.30.00 olan bir koşucudan daha önce koşuya başlayıp startta bir engel olarak karşısına çıkmaktan kurtulmuş oluyor. Her start alanının startı sırayla veriliyor ve böylece herkes yaklaşık olarak kendisiyle benzer hızda koşacak koşucularla birlikte başlıyor koşuya. Runatolia yazısında bahsetmişimdir koşunun ilk 1,5-2 km sini insanlar önümden çekilsin diye bağırarak, zikzaklar çizerek ve hızımı ayarlayamadan koşmak zorunda kalmıştım. Bizim organizatörlerimiz de benzer uygulamaları uygular diye umuyor olsam da bu seneki İstanbul maratonuna katılanlar daha bu konuda alınacak çok yolumuz olduğunun farkındadır. Neyse biz konumuza ve koşumuza dönelim artık. 



Yarı Maraton için de yaklaşık 15.000 koşucu hazırdı ve bu muhteşem ortamda yarış başladı. Genelde startla birlikte hızlı çıkarım yarışlarda ve ilk 2 km 5.00 pace altı koşarım. Ancak bu sefer öyle planlamamıştım ve yapmadım da. Genelde 5.00-5.30 pace arası giderek son 2 km ye kadar gücümü korumayı ve kalan mesafeyi de saate bakarak hedef sürem içerisinde bitirmeyi planlamıştım. Dizim genelde 7-8.km arası sorun çıkardığı için o mesafeye kadar hızımı korudum ve baktım sakatlığı fazla hissetmiyorum 10.km kadar devam ettim. Bu bölgede sıvı ve meyve takviyesi aldıktan sonra dizimi de yarım dk kadar dinlendirip koşuya devam ettim. 15.km ye kadar neredeyse hiç sorun yaşamadım ve her şey yolunda gidiyordu. Ne olduysa bu mesafeden sonra oldu. Kalflerimde ve hamstringimde ufak kramplar hissettim. Başlarda önemsemedim ancak 5.45-5.50 pace hıza kadar yavaşlamış olsamda kramplar artmaya ve bacaklarımda yayılmaya devam etti. Yarış içerisinde hedef süremi önce 1.55.00 daha sonra 2.00.00'a çıkarmış olsam da son 3 km neredeyse bırakın koşmayı yürüyerek dahi yarışı bitiremeyecek noktaya geldim. Yine de son metreleri düşünerek baya bir mesafeyi yürüyerek geldim. Stada yaklaştığımda son bir gayretle koşmaya çalıştım. Ancak bacaklarımdaki kasların her noktasına kadar kramp hissediyordum. 




Adım Adım Florya ekibinden arkadaşlarım beni stada girmeden hemen 100 mt önceki bir noktada destek için bekliyorlardı. Hatta onlar bana destek için bağırırken, video ve fotoğraflarımı çekerken ben 300 metre kala yarışı bırakma noktasına gelmiştim. Durup olduğum yerde bir 30 sn kadar dinlendikten sonra artık yarışı bitirmek için stada giriş yaptım ancak koşamıyordum. Yine de son düzlüğe kadar gücümü toplayıp güzel bir finish yapmak için depara kalktım ancak yine olmadı ve acılar içinde bitiş noktasını geçtim. O ana kadar özellikle son 3-4 km de psikolojik olarak kendimle çatışmış olsam da sonuçta vazgeçmemiş ve bir yarı maratonu daha 2.05.00 yani Barcelona ile aynı derecede bitirmiştim. 



O andan sonra biraz rahatlamaya ve bulunduğum ortamın keyfini çıkarmaya başladım. Erhan da yarışı benimle yakın saatlerde bitirdiği için saha içinde buluştuk. Fotoğraflar çekilip biraz da esneme yaparak vücudu rahatlattık. Tribünde ise hem şirketten hem de Adım Adım'dan arkadaşlarımız bol bol fotoğraflarımızı çekmiş sağolsunlar. Daha sonra madalyalarımız ve ikramlarımızı aldıktan sonra stattan çıkıp arkadaşlarımızla buluştuk. Ben derecemi madalyama işlettim ve dinlenmek için otele doğru yola çıktık. Otele giderken tabi ki zafer birasını almayı unutmadık. İstediğimiz gibi olmasa da büyük bir sağlık sorunu olmadan yarışı bitirmiş olmak günün en keyifli anıydı. Her yarışın kendi içinde bir hikayesi var ve Amsterdam belki iniş-çıkışları en çok yaşadığım yarış olarak anılarımda yerini aldı bile. 



Yarışın ertesi günü arkadaşlarla Edam, Volendam ve Marken turu yaptık. Bu kasabalar Amsterdam'a otobüsle yarım saat uzaklıkta olmasına rağmen sakinliği, atmosferi, manzaraları ve kanallarıyla bizi çok etkilediler. Bu kasabalara ulaşmak için Centraal Station arkasından kalkan otobüsler var. 10 euro karşılığı bir otobüs bileti alıyorsunuz ve gün boyunca geçerli olan bu biletle bölgedeki tüm kasabaları gezebiliyorsunuz. Oraya kadar gitmişken de Edam peyniri almadan dönmüyorsunuz tabi ki. Ben pesto soslu olanından almıştım şarabın yanında harika gidiyor. 



Amsterdam yolculuğumuz burada sona eriyor ve Amsterdam'dan çok güzel anılarla dönüyoruz İstanbul'a. Bir sonraki yarı maraton deneyimim yine Barcelona'da olacak 2019'da. Bu sefer artık 1.50.00 hedefe ulaşmak için daha çok çaba sarfedeceğim. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...



17 Haziran 2018 Pazar

Runatolia 2018.. İlk Koşudan Bugüne..

Aslında hikayemin başladığı yer diye bahsedebilirim Antalya'dan. Runatolia 2017'den önce defalarca kez bir yarış koşmak istemiş çeşitli şanssızlıklar sonucu bir türlü koşma fırsatı bulamamıştım. Ama geçen seneki yarış hem kendi koştuğum hem de Adım Adım ile koştuğum ilk yarış olmuştu. İlk yarışım olduğu ve o zaman daha amatör olduğum için de hedefimi 1 saatin altına koymuş ve yaklaşık 55 dakikada yarışı bitirerek aslında bir nevi hedefime ulaşmıştım. 


Bu sene kayıt olurken benzer duygularla ve heyecanla bu sefer yarı maraton için kayıt yaptırmıştım ve hedefim 21 km'yi koşabilmekti. Ne yazık ki Barcelona yazısında da belirttiğim sakatlık yüzünden yarışa 15 gün kala mesafeyi değiştirmek durumunda kaldım ve bu sene de Antalya'yı yine 10 km koşarak döndüm İstanbul'a.



Antalya koşularının bizim için özel bir anlamı var. Adım Adım'ın bağış koşusu yaptığı 3 koşudan (İstanbul Maratonu, Runatolia ve Bozcaada Yarı Maratonu) birisi olduğu için oldukça kalabalık gittiğimiz ve inanılmaz keyif aldığımız bir ortam sözkonusu oluyor. Bu senede yine geçen yıl olduğu gibi Lara'da bulunan Akra Barut oteli seçilmişti ve konaklamalar bu otelde yada çevrede bulunan yakın otellerde yapıldı. Sıkıntı olmaması için de yine havalimanından otele transfer seçeneği mevcuttu ve hiç sıkıntı yaşamadık. 



Cumartesi sabah 7.00 uçağıyla gittim Antalya'ya ve transfere maraton fuarı da dahil olduğu için Terra City AVM'ye uğrayıp önce yarış kitimi aldım. Oradan da otele geçtim ve biraz dinlendikten sonra Akra Barut'a gelerek eğlenceye dahil oldum. Eğlence diyorum çünkü Cuma'dan başlayarak Adım Adım'ın maraton sonrasına kadar etkinlikleri hiç bitmiyor. Bağış koşusu yapmak ve Adım Adım'la birlikte koşmak isteyen herkese bu organizasyonu tavsiye ediyorum. Akşama doğru Garanti Yatırım Koşu Kulübünden arkadaşlarımız da geldi ve onlarla da kısa süre bile olsa görüşme fırsatım oldu. Garanti Yatırım şirketimiz olarak bu alanda bize çok destek oluyor. Bu vesile ile bize destek olan yöneticilerimize de teşekkür ediyorum tekrar. 



Yine de Pazar sabahı yarış olduğu için çok geç kalmadan otele döndüm ve klasik olarak eşyalarımı geceden hazırlayarak yarış havasına ve motivasyonuna geceden girmeye başladım. Sabah erken kalkıp hafif ama enerji veren bir kahvaltıdan sonra önce otele oradan da transferle maraton alanına geçiyorum. Otobüste yine Florya Çaylaklar ekibi olarak kalabalığız =)



Runatolia'nın bir diğer sevdiğim özelliği ise maraton alanı çok hareketli ve keyifli oluyor. Mart ayı olmasına rağmen Antalya'da hava ısınmış oluyor buda yarış öncesi ortamın daha eğlenceli olmasını sağlıyor. Artık yarışa dakikalar kaldığı için ilk önce çantalarımızı emanet alanına bırakıyor ve daha sonra Adım Adım antrenörleri eşliğinde toplu olarak ısınmamızı yapıyoruz. Artık yarışa hazırız =)



Hep olumlu şeylerden bahsettik ama starttan önce yarışla ilgili olarak ciddi bir eleştiri yapacağım. Bir önceki Barcelona yazısında bahsettiğim herkesin tahmini süresine göre çıkış yaptığı bir sistem mevcut genellikle yurtdışı koşularda. Türkiye'de ise tam tersi herkes karmakarışık start alıyor. Yarı maraton gibi biraz daha uzun yarışlarda daha az hissediyorsunuz ama 10km gibi herkesin sırf katılabilmek için kayıt olduğu organizasyonlarda son derece sıkıntı yaşanıyor. Ülkemizde bilinç derecesi düşük olduğu için kayıt olan herkes bir bitirme hedefi olsun olmasın startta en öne geçmeye çalışıyor. Hadi bunda da sıkıntı yok diyelim ama start çizgisini geçtikten 20 metre sonra yürümeye başlayan katılımcılardan dolayı neredeyse yarışın ilk 2 kilometresinde gereksiz bir efor harcamak zorunda kalıyor, ister istemez yavaşlıyor ve insanları geçmek için çizilen zikzaklardan dolayı daha çok mesafe katetmek durumunda kalıyorsunuz. Halbuki amacı olmayan ve sırf eğlenmek için katılan yarışçılar arka taraflara yönlendirilebilir yada ordan yarışa başlamaları sağlanabilir. Umarım bu duruma ilerleyen dönemlerde bir çare bulunur. 



Bu karmaşa içerisinde start alındı ve koşuya başladık. Bahsettiğim gibi neredeyse ilk 2 km baya bir zorluk yaşadım ve bu kalabalığı atlattıktan sonra yeniden ritmimi buldum. 3.km civarlarında şirketimiz Garanti Yatırım'dan koşuya katılan diğer arkadaşlarla karşılaştım onlarla bir selfie çektikten sonra koşuma devam ettim. 3.km den sonra 5:00 pace koşan bir pacerın peşine takıldım ve uzun bir süre onu takip etmeye devam ettim. Klasik olarak her yarışa hızlı başlama huyum olduğu için ilk 2 km yi aynı zamanda insanları da geçme motivasyonuyla 4.30 pace civarında koşmuştum yine. 6.km ye kadar pacerı takip ettikten sonra dizimdeki sakatlığı da düşünerek biraz tempomu düşürdüm. 



Neticede çok ciddi bir süre hedefim yoktu. Sadece geçen senenin altında koşarsam başarılı hissederim diye düşünüyordum. 8.km ye kadar da yine 5:00 üzerinde bir tempoda devam ettim. Son 2 km de ise dizime de güvenim geldiği için biraz tempo arttırdım ve 50 dakikanın da altına düşerek güzel bir finish yaptım. Finishe az bir mesafe kala TEGV ekibi ile birbirimizi gaza getirip biraz coşkulu bir finish yapmış olabilirim =) Finish çizgisine yaklaşınca TEGV'den İnci, Florya Çaylaklardan Tuba fotoğraflarımı çekmiş sağolsunlar. Ayrıca yine Garanti Yatırım'dan ekip liderim olan ama abim gibi sevdiğim Gürcan Abim de beni finishte bekleyenler arasındaydı. Yarış sonrası onunla da fotoğraf çektirdik. Tabi klasik madalya ısırma pozumu vermeyi unutmadım =)



Emanet çadırına gidip çantamı aldım ve masaj yaptırdıktan sonra yine Florya Çaylaklardan arkadaşlarımızla bir araya geldik hem soğuma yaptık hem de yarış sonrası biraz eğlenceli vakit geçirdik. Daha sonra köfte partisine katılmak için otele geri döndük ve yemeklerimizi yedikten sonra artık yavaş yavaş dönüş vakti gelmeye başlamıştı. Runatolia bu sene de çok keyifli geçti ve seneye artık yarı maraton koşabilmeyi ümit ediyorum. Destek olan, yanımızda olan herkese tekrar teşekkür ediyorum. Adım Adım üyesi olduğum ve bu oluşumda bu kadar güzel arkadaşlıklar kazandığım için ekstra mutluyum. Seneye yine görüşmek üzere..