25 Nisan 2019 Perşembe

Berlin Yarı Maratonu 2019.. Tecrübe..

Bir hedefi başarabilmenin ilk şartı onu çok istemek ikinci şartı ise çok çalışmaktır. Bu sene bunu çokça tecrübe ettim. Çok emek koydum ortaya. Sadece parkurla değil sakatlığımla da savaştım, yeri geldi bozulan moralim ve psikolojimle de. Yine de hep yüksekte kaldım bu sene. Hep motive oldum. Genellikle de aldım karşılığını. Ne de olsa emeğimin karşılığıydı..




Berlin'e bu duygularla hazırlandım. Çok da moralli geldim buraya. Barcelona ve Antalya Yarı Maratonları beklediğimden daha iyi atlatılmışken bir de üzerine Akbatı Koşusu 10 km'de 43:02 ile kendi rekorum gelince motivasyonum da tavan yaptı tamamen. Tabi ki hazırlık sürecimi de çok pozitif etkileyen etmenlerdi bunlar. Bunun dışında 35.000 kişinin start aldığı, kayıtların 4 ay önceden kapandığı ve dünyanın belki en hızlı parkurlarından olan Berlin Yarı Maratonu için aslında çok da ekstra motivasyona gerek yoktu zaten.




Belki her yeni yazıda aynı şeyi yazıyorum Berlin bu zamana kadar en iyi hazırlık dönemini geçirdiğim yarı maratonum oldu. Artık sakatlığın etkilerini daha az hissediyor olmam bunda en önemli etken oldu. 1.41:58'le biten Barcelona'nın ardından burada hedefimi 1.39:59 olarak belirledim ve çalışmalarımı da buna göre şekillendirdim. Bu bağlamda da ilk ağırlık verdiğim dizime güvenebilmem için kuvvet antrenmanlarım oldu. Evde yaptığım egzersizleri spor salonunda ağırlık çalışmalarıyla da destekledim. Böylece ilk psikolojik darbeyi sakatlığıma vurmuş oldum.




İkinci olarak da intervallere ağırlık verdim. Yarışa son 3 hafta kala her salı sırasıyla 4*1500 metre 4:30 pace, 6*800 metre 4:15 pace ve 8*400 metre 5:00 pace ile intervaller yaptım. Kendimi zorlayarak hem nabızım hem de hızıma destek vermeye çalıştım. İlk pozitif etkisini Akbatı'da gördüm. Bu daha da hırslandırdı beni tabi ki. 




Son olarak da uzun koşu antrenmanları. Özellikle her haftasonuna minimum 10km olmak üzere bir koşu antrenmanı koymaya çalıştım. Zaten iki haftasonu biri Büyükada biri Akbatı olmak üzere iki yarışım vardı. Biri PB olmak üzere iki güzel antrenman oldu. Bir haftaiçi sabah erken Caddebostan'a gidip yine 10 km bir uzun yaptım. Son haftasonu ise Cem hocamız önderliğinde Florya Atatürk Orman'ında 18km antrenmanımızı yaptık. Uzun koşuların dayanıklılık açısından ne kadar önemli olduğunu en iyi anladığım yarış Berlin oldu. Bundan sonra hazırlanacağım yarışlarda buna çok daha fazla önem vereceğim. 




Bu hazırlıkların ardından artık seyahat günü geldi ve Cumartesi sabahı Berlin'e yola çıktım. İlk defa gittiğim bir şehir olduğu için gitmeden çeşitli yazılar okumuş ve daha önce giden arkadaşlarımdan da tavsiyeler almıştım. Daha önce benim gibi Berlin'e gitmeyip ilk kez gidenler için de birkaç tavsiyem olacak ilerleyen satırlarda. Ben THY ile yolculuk yaptığım için Tegel Havalimanı'na indim. Tegel küçük bir havalimanı ama şehre yakınlığı dolayısı ile burayı tercih ettiğim için doğru karar verdiğimi düşünüyorum. Havalimanından çıktıktan 20dk sonra otele giriş yaptım. Bu çok önemliydi benim için.




Berlin çok düzenli ve toplu taşıma açısından inanılmaz gelişmiş bir şehir. Şehri demir ağlarla örmüşler ve ulaşımın bu kadar düzenli ve her noktaya ulaşımın olduğu az şehir gördüm. 3-4 günlük biletlerde var ancak ben 7 euro olan günlük biletleri kullanmayı tercih ettim. Şehri ABC diye üç farklı çembere almışlar. Bizim gibi turistler için AB bölgeleri yeterli ancak son gün ABC bileti aldım onun da fiyatı 7,70 euro. Tren ve otobüslere binerken herhangi bir bilet kontrolü yapılmıyor. Ama buna güvenip biletsiz seyahat etmeyi düşünmeyin derim. Sık yapılan kontrollere denk gelirseniz 7 euro yerine çok daha büyük bir maliyete katlanmak zorunda kalabilirsiniz.




Otele yerleştikten sonra ilk işim hemen hazırlanıp maraton fuarına gitmek oldu. Otelden yarım saat bir yolculukla fuara geçerken yavaş yavaş şehrin ulaşımını da çözmeye başlamış oldum. Maraton fuarı 'Flughafen Berlin Tempelhof'ta idi. Burası eski bir havaalanı. Fuar alanını da buraya kurmuşlar dışarıya da sosyal alanlar koymuşlardı. Fuar alanı girişinde giriş kartınızla pasaportunuzu karşılaştırıp size bir bileklik takıyorlar. Bu bilekliği ertesi gün yarış alanına girerken de kontrol ediyorlar. Böylece burada arada yaptığımız gibi başkasının çipi ve göğüs numarasıyla koşma şansı neredeyse kalmıyor. İçeri girdikten sonra bayağı vakit geçirdim. Göğüs numaramı ve çipimi aldım. Daha sonra alana kurulan standları gezdikten sonra dışarı çıkıp havaalanı bahçesinde ilk birayı içtim. Normalde yarış öncesi çok adetim olmasa da Almanya'ya gelmişken ve herkes içiyorken bira içmemek olmazdı. 




Adidas Runners üyesi olmanın bu kadar avantajlı olacağını da buraya gelmeden tahmin edemezdim. Barcelona'da "Shake out Run" etkinliğine katılmış ve çok eğlenmiştim. Burada ise fuardan çıktıktan sonra direk olarak Mitte bölgesine geçtim. Adidas Running diye özel bir mağazaları var burada. Adidas Runners da burada stand açmıştı ve gelip üye olduğumu göstererek bende Adidas Runners Berlin bilekliği aldım. Böylece yarın sabah yarış alanına kurulacak olan Adidas Runners çadırından ve ikramlardan yararlanabilecektim. 




Daha sonra Adidas'tan ve İstanbul'dan gelen arkadaşlarımla etrafta yemek yiyebileceğimiz bir yer baktık. Burada size ilk tavsiyemi vereyim. L'osteria adında bir restauranta gittik Mitte bölgesinde. Ben çok aç olmadığım için ilk başta sipariş vermedim sadece içecek aldım. Gelen porsiyonlar o kadar lezzetli ve büyüktü ki sipariş veren kimse bitiremediği için onlardan aldığım dilim pizzalarla tekrardan yemek yememe gerek kalmadı =) Puanı da yüksek olduğu için tercih edebileceğiniz bir mekan olduğunu düşünüyorum. 




Artık yarışın heyecanı yavaş yavaş basmaya başladığı için otele dönüp dinlenmem ve sabaha konsantre olmam gerekiyordu. Bende otele döndüm, bir yarış klasiği olarak kıyafetlerimi hazırlayıp paylaştım. Sabah 5'te uyandığım için ve saat farkından dolayı da 1 saat kazandığım için artık yorgunluk baya hissettirmeye başlamıştı kendisini. Yarıştan bir gün önce şehre geldiğim zaman dinlenme sürecimle ilgili de bir tecrübe oldu bu bana. Odaya daha erken gelmeli ve daha çok dinlenmeliydim. 




Sabah yarıştan yaklaşık 3 saat önce uyandım. Geceden yemeğimi hazırlayıp marketten laktozsuz yoğurt almıştım. İstanbul'dan da toz yulaf getirmiştim. Bu bana yarış sabahları çok iyi gelen bir kahvaltı. Yaklaşık yarım saat sonra da bir adet muz yedim ve yarış öncesi beslenme kısmını tamamlamış oldum. Oteli rezerve ederken start alanına yakın olmasına dikkat ettiğim için otelden çıktım ve yürüyerek yarış alanına doğru yola çıktım. 




Karşılaştırma yapmam gerekirse Amsterdam ve Barcelona'da sadece start noktasının arkasında kalan bölüme girişlerde kontrol oluyor ve oraya geçip startla birlikte yarışa başlıyorsunuz. Berlin'de ise Brandenburg Kapısı'ndan başlayıp nerdeyse Tiegarden'in tamamı sadece yarışçılar için kapatılmıştı. Seyirciler için ayrı bir kısım ayırmışlar ve koşucular dışında hiç kimseyi yarış için kapatılan kısma almıyorlar. Dün taktıkları bileklikleri kontrol ettiler ve yarış için dağıtılan şeffaf poşetler dışında hiç bir çanta ve poşeti de alana sokmadılar. 




Alana girdikten sonra direkt olarak Adidas çadırına gittim. Adidas Runners İstanbul'dan Göker, İlker ve Elif'le birlikte Oltan'la da orada buluştuk. Çantalarımızı oraya teslim ettik. Ufaktan da bir şeyler atıştırdık. Ayrıca Barcelona'da tanıştığım AR Hamburg'tan Birger'le de Berlin'de tekrar karşılaşmak güzel oldu. Bu blog sayesinde tanıdığım yabancı bir kaç arkadaşımla da yazıştık ama kalabalıktan ve yarış heyecanından dolatı tanışma fırsatı bulamadık. Koşmak sadece spor değil hem sosyal olarak hem de yeni ve farklı arkadaşlar edinmek konusunda bana yeni tecrübeler de sunuyor. Bu bakımdan blog yazmak, yurtdışında ve farklı parkurlarda koşuyor olmanın beni etkileyen farklı yönleri olduğunu da eklemeliyim. AR toplu fotoğraf çekiminin ardından kalabalık bir şekilde start alanına doğru yola çıktık. Ben 1.40 ve 1.45 pacerlarını takip ettim start alanına girerken ama onlarla koşmadım. Kafamda bir strateji vardı ve ona göre çıkıp kendi taktiğimle koşacaktım. 


Biraz da ortamdan bahsedeyim size. 35.000 koşucu aynı anda dalgalara ayrılmış şekilde startın arkasındaydık. Almanya'nın en kuzeyindeki şehirlerden biri olan Berlin güneş açmış sabah 16 derece ile bizi selamlıyordu. Start çizgisinden Brandenburg kapısına kadar sadece koşucu doluydu her yer. Hayatımda gördüğüm en etkileyici ortamlardan biriydi benim için. Tamamen bir festival havası hakimdi. Vakit geldi ve pace dalgaları sırayla start almaya başladı. 




Tam istediğim gibi başladım yarışa 4.30 pace altında başlayıp ilk 10km boyunca 4:25 gibi bir pace tutturmayı planlamıştım. Yarışın ikinci yarısında da yorgunluk ve hatta sakatlık dolayısıyla durmam yada yavaşlamam gerekirse kaybettiğim zamanla hedefime ulaşmayı düşünüyordum. Ancak öyle olmadı. İlk talihsizlik daha 2.km ye girerken saatimin GPS'inde başladı. Yanlış ölçüyor ve zamanından önce km geçişi yaptığı için beni çok hızlı gösteriyordu. Bu daha yarışın başında konsantrasyonumu bozdu. Mesafeyi ve hızımı yanlış ölçtüğü için kendimi doğru ayarlayamadım daha yarışın başından. Bu dakikadan sonra artık parkur üzerindeki km uyarılarını takip etmeye başladım. Saat en azından süreyi doğru ölçtüğü için sürekli hesap yapıp hedefe ne kadar yakın yada uzak olduğumu aklımdan hesaplamaya başladım. Allahtan aritmetiğim iyidir de en azından bir işe yaradı =)




İlk 5km barajını 4:30 ortalama ile geçtim. Kendi tempomda saatten dolayı zaten sıkıntı yaşarken diğer tarafta da parkur o kadar kalabalıktı ki özellikle yolun daraldığı yerlerde bazen ciddi olarak yavaşlamak zorunda kaldım. Bu çok büyük bir handikap değil ancak hızımı zaten bilmiyorken bir de ekstra yavaşlayıp hızlanırken, bir çok koşucuyu geçerek zik zak yaparken de fazladan enerji harcadığımı düşünüyorum. Bu yarışta 14.km de jel dağıtıldığını önceden okuduğum için ilk jeli parkuru üçe bölerek 7.km de aldım. Hem de enerjim azalmaya başlamadan kendimi tazelemiş oldum. Az önce yukarıda yazdığım havanın 16 derece ve güneşli olması bir noktadan sonra benim için dezavantaj olmaya başladı. Bugüne kadar en çok sıvı ihtiyacı yaşadığım ve su takviyesi aldığım koşu oldu sanırım. 10.km yi 47:30 la geçtim. Ortalama 4:45 pace yapıyor bu. Eğer aynı tempoyu koruyabilirsem 1.40:00 altında bitirebiliyorum. 




Yarışın ikinci yarısında hem sıcak hem de sürekli ayarlayamadığım tempo beni rahatsız etmeye başladı. Kendimi yorgun ve mutsuz hissetmeye başladım. Tam bu noktada Göker'le yanyana geldik. Onun da desteği ve beni çekmesiyle bir 2-3 km daha tempomu korumayı başardım ama daha fazla kendimi zorlarsam Göker'i de yavaşlatacağımı düşünerek tempomu düşürdüm ve geride kalmayı tercih ettim. Yine de 15.km 1.11:54 le geçilmişti. Kalan 6 km de 28 dk yani 4:30 pace gibi bir ortalamaya ihtiyacım vardı. Bunun artık olmayacağını anlamıştım ve bu noktada 5:00 pace ve 30 dk ile son bölümü geçsem en azından 1:41:58'i geliştirme şansım vardı. Buna konsantre olmaya çalıştım.




Yine de işler özellikle son 4 km hiç istediğim gibi gitmedi. Üzerimdeki yorgunluk ve mutsuzluk hissini üzerimden atamadım. O coşkuya çoğu noktada ayak uyduramadım. Bir şeyler koşmama engel oldu ve bacaklarım gitmedi bir türlü. Hem de dizimdeki sakatlığı, rahatsızlığı ve ağrıyı hiç hissetmediğim bir yarı maratonda! Birkaç kez durma ve yürüme noktasına geldim ama bırakmak bana göre değildi. Yine de 19.km de yürüme temposuna gelmiştim. Burada yanımdan geçen bir kız bana inanılmaz bir destek verdi tekrar koşmam için bir şeyler söyledi ve koşarak uzaklaşmaya devam etti =) O desteğin arkasından tekrar koşmaya başladım ve zaten son km ye girdikten sonra koşmaya gerek yok. O kalabalığın coşkusu zaten sizi finishe kadar götürüyor. Son düzlüğe girdiğimde de sadece şükrettim ve kollarımı açarak güçlü ve coşkulu bir finish yapmak istedim. Çünkü bu şehire ve bu ortama ancak böyle bir son yakışırdı. 




Son 6 km yi 5:27 pace ve toplamda yarışı 1.45:05 ile bitirdim ve en iyi ikinci yarı maraton derecemi elde ettim. Yarış bittiğinde aklımda sadece ortamın keyfini çıkarmak vardı. Biraz nefesimi kontrol altına aldıktan sonra önce madalyamı aldım sonra da yaklaşık 1km boyunca süren ikram masalarında sıraya girmeye başladım. Bol su içtim, enerji içeceği aldım, meyve yedim ve en sonunda Erdinger'in ikramı olan alkolsüz birayı içtim. Çok beğendim ve 1 tane daha içtim =) 





İkram noktalarını bitirdikten sonra finish alanından çıktım ve tekrardan Adidas çadırına doğru yol aldım. Asıl ikramlar burdaymış haberimiz yok =) Sabah yarış heyecanıyla farkedemediğim bir alan hazırlanmış. Buz havuzu, masaj odası, yemek çadırı, içecek dolabı dinlenme alanları derken yaklaşık 1-1,5 saat kadar burada vakit geçirdik. Farkında olmadan baya sıvı(!) tüketmişim. Burda yeterince dinlendiğimi düşündükten sonra çantamı da teslim alıp alandan ayrıldım. Önce madalyamı yazdırdım ama burayı da bulmak için baya yürüdüm. Derecemi yazdırıp madalyama son şeklini verdikten sonra da yarış dolayısıyla kapalı olmayan bölgeleri bularak Tiegarten'i bir kez daha yürüyerek geçtim ve dinlenmek için otele geri döndüm. Dönerken duygularımı paylaşmak için Sinem'i, yarışı anlatmak için Murat'ı, dizimi anlatmak için Gökberk hocamı aradım =) Otele döndükten sonra da dinlenmem ve kendime gelmem birkaç saat sürdü. 



Kendime geldikten sonra biraz çıkıp şehri dolaştım yürüyerek. Daha sonra da Aleksandrplatz bölgesinde Block House diye bir restauranta gittik. Et ve şarap gayet lezzetli ve bence yediğimiz yemeğe göre hesaplıydı. Yemekten sonra da bölgeyi gezerken Murphy's diye bir Irısh Pub bulduk. Canlı müzik vardı ve gayet eğlenceliydi. Öğlen koşan ve orda bulunan turist bir grupla da madalyamla fotoğraf çekildikten sonra artık otele dönme vakti gelmişti. İnanılmaz yorulmuşum. Otele geçtiğim gibi saatimi sabah erken kalkmak için kurdum ve direkt uyudum.




Pazartesi sabahı hava yine muhteşemdi ve kalktığımda kendimi iyi hissediyordum. Hemen kalkıp hazırlandım ve dünkü koşudan sonra bir kez de şehri tek başıma koşmak için recovery koşusuna çıktım. Otelden çıktıktan sonra önce Tiegarten'e doğru indim. Ordan hükümet binasına, Brandenburg kapısına, Sovyet anıtına gittikten sonra tekrar otele dönüp yaklaşık 5 km lik bir koşunun ardından tamamen kendime geldim. Recovery zaten çok önemli ve bunu kendim için çok keyifli bir şekle dönüştürerek yaptım.




Günün kalanında önce Berlin duvarına geçtik ve Almanya bölünmeden önce Berlin'i ikiye ayıran duvarın kalan kısmını gördük. Hava mükemmel olduğu için nehir kenarında bira içip dinlenmek harikaydı. Daha sonra Tv kulesine çıkıp Berlin'e bir de tepeden baktık. Dümdüz bir şehir olduğu için bu kuleden şehrin neredeyse tamamı 360 derece izleniyor. Kuleye çıkmak 16 euro. 




Akşam ise Neukölnn ve Kruezberg bölgelerini gezip birkaç bar dolaşarak bolca bira içerek geceyi bitirdik. Saat 2 den sonra otobüsler oldukça azaldığı için eve dönüşüm biraz maceralı geçti ama severim kaybolarak gezmeyi gece ve soğuk olsa da. Bu arada Berlin'e gittiğinizde size döner yemek için Mustafa Gemüse'yi tavsiye eden olursa tavuk döner yiyeceğinizi bilerek gidin =) 




Son günümüzde ise Berline yaklaşık 1 saat mesafede olan Sachsenhausen Toplama Kampına gittik. Seyahatin en buruk saatlerini burada geçirdim diyebilirim. Hitler döneminin toplama kamplarından birisi olan Sachsenhausen en büyük ikinci toplama kampı imiş. İnsan içeri girdikten sonra hep o zamanları ve neler yaşandığını gözünün önünde yaşıyor neredeyse. Biraz psikoloji bozsa da mutlaka gidip görülmeli diye düşünüyorum. Yaklaşık 2-2,5 saat burayı gezdikten sonra Berlin'e geri döndük. Artık dönüş saati gelmişti ve otele dönüp bavulumu aldıktan sonra havaalanına geçtim ve seyahatimi bitirdim.




Biraz uzun bir yazı oldu ancak bu seyahatten ve yaşadığım yarı maraton tecrübesinden de çok güzel dersler çıkardım. Koşu beni hem karakter hem de mental olarak geliştirmeye devam ediyor. Sırada benim için yepyeni bir macera olan İznik Ultra deneyimim olacak. Orda da anlatacağım çok şey var. Görüşmek üzere =)