4 Mart 2019 Pazartesi

Barcelona Yarı Maratonu 2019.. Back To The Future..

Bir koşu bir insanı en fazla ne kadar mutlu edebilir? Yada bir insan bir mesafe koşup en fazla ne kadar mutlu olabilir? İşte bu yazıda bu soruların cevabını bulacaksınız diye düşünüyorum. Geçen seneki Barcelona yazımı okuyanlar bilirler. Bu şehirle aramda özel bir bağ var ve ben buraya gelmeyi çok seviyorum. Barcelona'da ilk koşacağım zaman o sokakları koşarak gezme hayali bile yetmişti benim için ama istediğim performansla koşamadığım için mutlaka rövanşa gelip hakettiğimle dönmeliydim buradan. Döndüm de..



Son 1,5 senem neredeyse tamamen sakatlıkla geçtiği için ne Barcelona ne Amsterdam'dan istediğim sonuçla dönememiştim. İstanbul maratonunda istediğimi elde etsem bile sakatlık hep aklımda bir soru işareti idi. Yeni sezona daha farklı girmeli ve Barcelona yarı maratonu için farklı hazırlanmalıydım. Bu bağlamda da Aralık ayının başında yeniden bir doktora görünüp MR çektirdim. Daha öncede farklı doktorlara görünmüş ve sonuç alamamıştım. İlk defa bir doktor teşhis koydu ve çapraz bağlarımda bulunan hasarın koşu tempomu etkilediğini, eğer iyi fizyoterapist ile çalışırsam bu mesafeleri uzatarak daha iyi sonuçlar alabileceğimi söyledi. Ve doktordan çıktığımda benim için yeni sezon ve yeni bir dönem başlamış oldu. 



İlk iş olarak birkaç fizyoterapi merkezi araştırdım ve PT Akademi'de karar kıldım. Sonra yaklaşık 1,5 aylık bir program oluşturup Gökberk hocamla birlikte tedavi ve hazırlık sürecini başlattık. Hem tedaviyi hemde koşu antrenmanlarını birlikte devam ettirmek kolay bir süreç olmadı ama dizdeki düzelmeyi de gözlemledik. Daha sağlıklı bir süreç olduğunu düşünüyorum. Zaten sonucunu da aldık ve çok güzel oldu.



Daha önceki yarı maratonlarımda hazırlık süreci çok zayıftı. Bu da yarıştaki dayanıklılığımı ve sürekliliğimi azalttığı için iki yarı maratonu da kramp sorunuyla bitirmiştim. Bu yarışa ise hem daha düzenli beslenerek, hem daha kaliteli uyuyarak, hem tedavi olarak, hem de yeterli miktarda antrenman yaparak hazırlandım. Yarışa bir hafta kala kramp sorunu yaşamamak için magnezyum takviyesi aldım. Sabah kahvaltılarıma daha çok protein akşam yemeklerime daha çok karbonhidrat ekledim. Uyku düzenimi ayarladım ve uykusuz kaldığım bir dönem yaşamadım.



Koşu antrenmanlarıma ise haftada iki antrenmanla başladım. Haftaiçi Çarşamba haftasonu ise herhangi bir gün seçerek maksimum 6-7 km olacak şekilde antrenmanlarla başladım. Dizimdeki sıkıntının baş gösterdiği mesafeleri gözeterek sakatlığın üzerine gitmedim. Kuvvet antrenmanlarıyla destekledim. Kısa mesafede hızlanmaya çalıştım. Eksiklik olarak interval yapamadım sadece. 24 Ocak'ta Kartal'da Uğur Mumcu koşusuna katıldım ve 5 km mesafede kendimi zorlayarak 23 dakika ile parkura göre iyi bir derece yaparak moral buldum. 



Son 10 güne kadar bu şekilde hazırlandıktan sonra son haftasonu kendimi İstanbul sokaklarına atıp 15 km mesafede bir antrenman yaptım. Bu antrenmanı 5,10 pace ortalama ile yaparak dizimi de fazla zorlamadan daha uzun mesafeye kendimi alıştırdım. Son antrenmanı ise yarışı da beraber koştuğumuz Oltan ile Çarşamba akşamı Caddebostan sahilde 10 km koşarak yaptık ve bu antrenmanı da yaklaşık 5,20 ortalama pace ile koştuk. Artık yolculuğa hazırdım.



Bu seneyi Yarı Maraton senesi ilan ettiğim için yarış programını yaparken 3 tane yarı maraton koydum programa. İlki Barcelona, Mart ayında Runatolia ve Nisan ayında Berlin'de yarı maraton koşuyorum. Yarışlara koyduğum hedefleri de buna göre belirledim. Geçen sene 2.05:00 ile bitirdiğim Barcelona için bu sene hedefim 1.50:00, Antalya için hedef koymadım ve asıl Berlin'de 1.40:00 süre hedefi koydum kendime. Antrenman tempomu da buna göre belirledim aslında. Ama öyle olmadı =)



Cuma sabahı geçen sene de beni yalnız bırakmayan Pınar ile yola çıktık. Oltan da bize Barcelona'da katıldı ve 3 arkadaş 4 güzel gün geçirdik bu muhteşem şehirde. Şehre inip otele yerleştikten sonra maraton fuarına gidip kitlerimizi aldık. Fuar alanı yine çok düzenli ve Placa Espana'yı tepeden gören Arenas AVM'de idi. Göğüs numaramızı, chipimizi, tshirtümüzü aldıktan sonra günü batırmak için Montjuic Kalesine çıktık. Barcelona'ya tepeden bir bakarak günün sonuna geldik. Akşam yemek için size bir de tavsiye vereyim. La Paradeta isimli deniz ürünleri yapan bir restaurant zinciri. Biz El Born'de olanına gittik. Fiyat performans olarak çok memnun kaldık. Karides, kalamar, midye tabaklarının yanı sıra bir şişe şarap istedik ve toplamda 32 euro gibi bir ücret ödedik. Hem çok lezzetli hem de çok hesaplı geldi bize. Çok da geç kalmadan otele dönmek istedim.



Cumartesi sabah erkenden Adidas Runners Barcelona ekibinin yarı maraton öncesi Shake Out Run'ı vardı. Bende erkenden uyanıp koşuya katılmak için toplandıkları cafeye gittim. Dünyanın dört bir yanından Adidas Runners üyeleri ile yaklaşık 7 km lik muhteşem bir şehir koşusu yaptık. El Raval mahallesi üzerinden Barceloneta'ya indik ve sahilde hem ısınma hemde eğlenme amaçlı bir antrenman yapıldı. Dönüşte ise Gothic mahallesinin dar ve tarihi sokaklarını tırmanarak yine Placa Katalunya yakınındaki İmagin Cafe'ye geri döndük. Adidas Runners İstanbul'u temsilen bir tek ben vardım ama farklı ülkelerden koşucularla tanışıp muhabbet etmek, onlarla antrenman yapmak çok keyifli bir deneyim oldu. 



Koşudan sonra otele döndüm. Pınar ve Oltan'la buluşup önce Park Guell'e gittik. Barcelona'ya bu sefer de farklı bir tepeden baktık. Daha sonra da Sagra da Familia'yı görüp Gaudi'yi selamlamaya geldik =) Akşam yemeğinin karbonhidrat ağırlıklı olması için El Nacional'i tercih ettik. İçerisinde farklı konseptlerde restaurant ve barlar bulunduran bir merkez gibiydi. Biz de makarna tercih ettik ve konseptinde makarna, pizza gibi ürünler bulunan restaurantta yemek yedik. Et ürünleri için farklı, deniz ürünleri için farklı restaurantlarda mevcut içerde tercihinize göre. İkinci bir tavsiye olarak not alabilirsiniz. Yine çok geç kalmadan otele döndük ve artık yarış heyecanı iliklerime kadar sarmıştı. 



Klasik olarak geceden bütün kıyafetlerimi hazırladım. Fotoğrafını çektim. Sabah kahvaltı için yulaf-laktozsuz yoğurt ve muz hazırladım. Koşu 8:45 te başlayacaktı. Bende sabah 5:45 te uyanıp kahvaltımı yaptım. Sonra 1 saat kadar daha uyuyup uyandım. Artık hazırlanıp odadan çıkma vakti gelmişti. Hem mental hem de vücut olarak hazırdım. Koşmak için mükemmel bir hava vardı sabahtan. Gün güzel başlamıştı. 



Start alanına geldikten sonra ısınmaya başladık Oltan'la. Ufak jog attıktan sonra Fast Triathlon adlı bir ekiple tanıştık ısınma hareketlerini ekibin koçuyla birlikte yaptık. Yarış öncesi fotoğraflarına da bizi davet ettiler ve ekiple fotoğraf çekilip start alanlarımıza geçtik. Geçen seneki gibi yeşil alandan start aldım. 1.40-1.50 hedefi olanların start aldığı bu alan benimde hedeflediğim süreye tekabül ediyordu. Yularıda da belirttiğim gibi hedefim 1.50:00 idi ve bu 21 km sürecek bir yarışta ortalama 5:15 pace denk geliyor. Bütün hesaplarımı da bu ortalamayı da tutturmak üzerine yaptım.



Barcelona Yarı Maratonu için bu sene rekor katılım oldu. 19.000 kişinin kayıt olduğu yarışı yaklaşık 16,500 koşucu başarıyla bitirdi. Bu aynı zamanda koşu tarihinin de rekor katılımı. Yarış da bu kalabalık ve coşkuyla başladı. Genelde ilk 1-2 km farkında olmadan çok hızlı çıkar ve 4:30 pacelerde geçerdim ama bu sefer ilk 4:55 pace ile geçtim ancak ilerleyen kilometrelerde hem hız hem de nabız olarak kendimi rahat hissettiğim için biraz daha hızlandım ve ortalamayı 4:35-4:40 arasına çektim. Buradaki hedefim ilk 10-11 km bu ortalamada geçersem yarışın ikinci yarısında yavaşlasam bile ortalamayı tutturma şansımın daha fazla olmasıydı. 



İkinci yarıda yavaşlamayı düşünmemin sebebi de daha önce yaşadığım olumsuz tecrübeler, dizimdeki ödem ve kramp sorunuydu. Kramp konusunda hiçbir sıkıntı yaşamadım ancak dizimin bir yerde rahatsız edeceği garantiydi. Ancak neredeyse 15.km ye kadar tempomu hiç bozmadım ve ortalamam 4:38 pace civarındaydı. 13.km de jel takviyesi aldım ve enerjimi tazeledim. Tempomu da hiç bozmadım. Ancak dizimde ağrı artmaya başlayınca 15.km de su istasyonunu geçince biraz durmak zorunda kaldım. Bacağıma ufak bir masaj ve esneme yapıp koşmaya devam ettim. 5:00 pace üzerine çıktım ilk defa o yavaşlama yüzünden ve 2 km kadar daha devam ettim. 



Yorgunlukta baş göstermeye başladığı için ortalamalarım da 4:50 pace seviyesine gelmeye başladı. 18.km de tekrar ağrı hissedince tekrar yavaşladım ve az da olsa yürüdüm. Bu esnada yine masaj yaptım dizime ve esnettim biraz. 5:00 pace üzeri ikinci kilometremi de 19.km de geçmiş oldum böylece. Son 2 km de 4:50 pace ortalama ile geçtim ve son düzlüğe gelmiştim artık. Pınar bizi 8.km'de de karşılamış ve fotoğraflarımızı çekmişti. Finishte de bekliyordu. Geçen sene sol tarafta beklemişti beni ama bu sefer sağ tarafa geçmişti. Bende bunu bildiğim için parkurun sağına geçtim. Kalan 200-300 metrede hem tüm gücümle finishe girdim hem de Pınar'a çok güzel foto verdim. Finishi geçip saatime baktığımda derecem 1.41:58'di ve o an dünyada benden daha mutlu bir insan yoktu =)



Daha önce koştuğum iki yarı maratonda da 2.05:00 derecem vardı. Yani hem en iyi derecemi 23 dk geliştirmiş oldum hem de hedeflediğim sürenin 8 dk üzerine çıkmış oldum. Evet Antalya için hedef koymadım kendime ama Berlin için hedef süremde bir revizyona ihtiyacım var artık. Antalya'da 1.45:00 artık benim için ara hedef ama Berlin için yeni hedef süre artık 1.35:00. Yapabilir miyim göreceğiz ama zaten hedefler ulaşılabilir olması için değil mi? 



Oltan da yarışı 1.55:00 gibi güzel bir dereceyle bitirdikten sonra madalyalarımıza derecelerimizi yazdırdık. Sonra Pınar'ı da alıp Ciutadella parka geçtik. Dinlenme ve esnememizi yaptık. Ordan da kahvaltımızı yapıp dinlenmek için otele geri döndük. Hayatımda bu kadar mutlu ve huzurlu hissettiğim çok az zaman vardır. Yazının en başına dönersek bir koşu bir insanı sanırım en fazla bu kadar mutlu edebilirdi. İşte bu yüzden sağlığım el verdiği sürece dünyanın neresinde olursa olsun koşmaya devam edeceğim. En büyük hedefim olan maratonu bitirebilirsem neler hissedeceğimi hala bilmiyorum.



Pazartesi öğlen döneceğimiz için artık Pazar akşamüstü rahatladık ve kendimizi biraz alkole ve yemeğe verdik diyebilirim. İspanya'nın güzel şarap ve biralarını tadıp akşam 7 Portes'te Paella ve Sangria eşliğinde akşam yemeğimizi yedik. Bunu hakettiğimizi düşünüyoruz tabi ki. Geceyi Dry Martini'de güzel bir Passion Fruit Martini ile bitirdik. Güzel bir kutlama oldu aynı zamanda da. Gece otele dönüp bavulları hazırladıktan sonra da artık Pazartesi olmuş ve dönüş zamanı gelmişti.



Bu yarış bana iyi hazırlandığım zaman neler yapabileceğimi ve vücudumun sınırlarını nasıl aşabileceğimi kanlı canlı göstermiş oldu. Artık daha hırslı daha motiveyim yeni yarışlar için. En kısa sürede Runatoli'da tekrar bir araya gelmek üzere bu yazıyı keyifle okumanızı diliyorum.

Görüşmek üzere :) 


4 Şubat 2019 Pazartesi

Dalyan Caretta Run 2018.. Bir Tekne Organizasyonu..

Hesapta olmadan gidilen ama tadı damağımızda kalan yarışlar listesine 1. sıradan giren Dalyan Caretta Run bu haftaki seyahatimiz. Gerçekten de yarışa 2 ay kala hiç hesapta yoktu. Whatsapp grubumuzda laf arasında konuşulurken "benim arabaya benzin atarsanız gideriz." geyiği 15 kişi servisle yola çıkılan bir maceraya dönüştü. Çok da güzel çok da keyifli oldu.



Pazartesi gününün 29 Ekim olmasını da fırsat bilerek Cuma gecesi yola çıktık. Adım Adım Florya ekibinden 14 kişilik bir grup artı Murat olarak Cumartesi sabahı Dalyan'a ulaştık. Gece biraz maceralı ve gergin geçse de sabah otele yerleşip dinlendikten sonra kendimize geldik. Biraz Dalyan'ı keşife çıktık. Daha önce Marmaris tarafından tekneyle iki defa kanallara gelmiştim. Caretta'larıyla ünlü İztuzu plajını da görmüştüm. Ama belde olarak Dalyan'a ilk gelişimdi bu seyahat. Doğası, havası, kanallarıyla ne kadar muhteşemse esnafı ve insanlarına o kadar ısınamadık. Ancak bu çok güzel 2,5 gün geçirdiğimiz gerçeğini değiştirmedi. 



Yavaş yavaş koşu hakkındaki hazırlık ve izlenimlerimize geçelim. Amsterdam Yarı Maratonu'nun benim için biraz problemli geçmesi ve Dalyan'ın hemen 1 hafta sonraya denk gelmesi benim için handikap oldu. Yaşadığım kramp problemi biraz uzun süreli oldu ve özellikle ayak tabanımda oluşan ödem yarış öncesi çok zorladı. Bir hafta önce koşulan 21km üzerine Dalyan'da 14km koşacaktım. Ancak bırakın koşmayı yürümekte bile zorluk çekiyordum. Kafamdaki plan startla beraber çıkıp 5k dönüşünden dönmek ve en azından gitmişken parkurda az da olsa vakit geçirmekti. Ancak öyle olmadı =)



Biz Dalyan'da otele yerleştikten sonra önce meydana gelip (ki zaten tek meydan var) maraton alanını ziyaret ettik. Kitlerimizi ve tshirtlerimizi aldıktan sonra bir şeyler yemeye gittik. Akşam aynı alanda nohut-pilav partisi olacağı için onun da planlamasını yaptık. Kahvaltı niyetine bir şeyler atıştırdıktan sonra kanallara geçip bir tekneyle anlaştık ve İztuzu plajına geçtik. Hava muhteşemdi ve deniz sezonu kapanışını güzel bir şekilde Dalyan'da yapmış olduk. Daha sonra nohut-pilav partisi için döndük. Gece Dalyan'da biraz daha dolaşıp çok geç olmadan yarışı da düşünerek odalarımıza geçtik. Klasik olarak yarış kıyafetlerimi geceden hazırlayıp heyecanla uyudum.



İnsanların hayatlarında bazı özel insanlar vardır. 20 yıla yakındır kardeş gibi olduğum Murat'la senelerce bir çok hikayemiz vardı. Bu sefer de dönüp dolaşıp aynı parkuru ilk paylaştığımız yarış oldu Caretta Run. Aslında daha önce 5km koşacağını söyleyen Sinem'i "tamam ya beraber koşarız o kadar yolu 5km için mi gideceksin?" diye ikna edip 14km için kayıt yapmasını sağlamıştım. Ancak öyle olmadı =) 



Sabah maraton alanında güzel bir ortam vardı. Hava da 20 derece civarında olunca yarış için herşey hazırdı artık. Ben 14km koşabileceğime ihtimal vermediğim için Murat'la startın en arkasından çıktım ve yavaş tempoyla bir 5km kadar onunla beraber koştum. Hem O'nun da temposunu kontrol edip parkura ısınmasını sağlamış oldum. Yalnız ben koştukça ayağımın altındaki ödem de ısındı ve ayağımın koştukça rahatladığını hissettim. İlk 5km 7:00 pace geçtikten sonra rahatladım ve biraz hızlanarak Murat'tan ayrıldım. Yalnız yarış başladıktan itibaren parkurdaki ortam, doğa inanılmazdı. Tarlaların, nar ağaçlarının arasında dağlara doğru koşmak, koştukça nefesimin açıldığını hissetmek çok iyi geldi. 



Asıl süpriz 6-7.km arasında göle geldiğimizde oldu. Sülüngür gölünün nefis manzarası bütün koşucular gibi beni de çok etkiledi. Bu manzara eşliğinde 9.km'ye kadar 5,30-6,00 pace arası koşarak hızlandım. 8.km de yine gölün yanından geçtim. 9.km den sonra klasik olarak dizimde ağrı hissedince yavaşladım ve bir 500m kadar yürüdüm. Dizimi dinlendirdikten sonra tekrar hızlandım ve bu sefer çok daha iyi hissediyordum kendimi. Son 4km 4,30-5,00 pace arasına düşerek parkurdaki keçilere meydan okumaya başladım ve çok sevdiğim gibi coşkulu bir finish yaptım. 1:25.00 dk benim için ideal zaman olmasa da sabah koşmayı bile düşünmediğim bir yarış için güzel bir hikaye oldu. 



Ertesi günün Cumhuriyet bayramı olması da tabi ki benim için çok başka bir motivasyon kaynağı idi. Böyle güzel bir günde bir sporcuya yakışan şekilde bir finish yapmak çok anlamlıydı benim için. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği sporcular olabilmek, bu ilkelerle spor yapıyor olduğumu bilmek büyük bir gurur benim için. Hayatım boyunca da spordan ve Atatürk ilkelerinden ayrı kalmayacağımı bilmek çok anlamlı.



Koşudan sonra biraz dinlendik ve yine bir tekneyle anlaşıp kükürt ve çamur banyolarının olduğu taraflarına gittik Dalyan'ın. Akşam da rakımızı içip güzel havanın, Dalyan'ın keyfini çıkarttık. Gece de Maraton Partisi vardı. Ona da uğradıktan sonra otele döndük. Sabah yine organizasyonun İztuzu plajında düzenlediği yogaya gittik Murat'la. Yoga etkinliğiyle birlikte Dalyan'a döndükten sonra artık bu maceranın da sonu gelmişti. Son derece yorucu bir yolculuğun ardından evimize döndük ve İstanbul maratonu hazırlıklarına başladık.



Bu koşuyla ilgili organizasyon için ayrı bir paragraf açmak istiyorum. Yaklaşık 3 yıldır koşu organizasyonlarına katılıyorum. Özellikle yurtdışında katıldığım yarışları organizasyonel olarak anlattım bu blogda. Dalyan Caretta Run ekibi de bence muazzam bir iş çıkardı. Yarış öncesi kitlerin dağıtımı, nohut pilav partisi, start-finish organizasyonları, parkur düzeni/ikramlar, maraton partisi ve İztuzu plajı yoga etkinliğiyle son derece yoğun bir program sorunsuz tamamlandı. Bu vesileyle tekrar teşekkür etmiş olalım. Yarış için verdiğimiz ücretin karşılığını fazlasıyla aldık. Bir terslik olmazsa 2019'da da yine Dalyan'da olmayı planlıyoruz.



2019 Barcelona Yarı Maratonu'nda görüşmek üzere... 


23 Ocak 2019 Çarşamba

Amsterdam Yarı Maratonu 2018.. XXX..

2013 yılında ilk defa yurtdışına çıkarken gittiğimiz ilk şehirdi Amsterdam. Bu süreçten sonra da yolumun en çok düştüğü şehir olmaya devam etti yurtdışında. Geçtiğimiz Ekim ayında ise ilk defa farklı sebeplerle! değil de koşmak ve bu şehirde bir hayalimi daha gerçekleştirmek için düşürdüm yolumu bu güzel şehire. Bundan önceki ziyaretim yine geçen sene Nisan ayındaydı ve koşu deneyimi olarak o zaman Vondelpark'ta 8km bir antrenman yapmıştım. Bu sefer de parkurum yine Vondelpark'tan geçecekti ama biraz acılı oldu bu deneyim.



2018 Barcelona yarı maratonundan sonra Runatolia'da koşacağım yarı maratonu sakatlık dolayısıyla 10 km yarışına çevirmiş, takvimime yarı maraton olarak 2019 Barcelona Yarı Maratonu ve 2019 Berlin Yarı Maratonu'nu almıştım. Bu süreçte de sakatlığımı daha makul bir seviyeye çekmeyi, bununla birlikte Barcelona'da istediğim sürede bitiremediğim parkuru hem daha hızlı hem de daha keyifli koşmayı planlamıştım. Amsterdam ise hiç hesapta yoktu. Bu süreçte çalışanı olduğum ve koşu takımında olmaktan büyük keyif aldığım Garanti Yatırım Koşu Kulübünde yıllık yarış takvimimizi oluştururken bir de yurtdışı yarış ekleyebileceğimizi gördük. Küçük bir araştırmadan sonra özellikle zamanlama ve lokasyon olarak bize en çok uyan Amsterdam Maratonuna katılmaya karar verdik. 



Özellikle yaz döneminde sakatlığı daha az hissetmek ve Ekim'e kadar hazır olabilmek için bir süre koşulara ara verdim. Daha çok kuvvet antrenmanlarına ağırlık verdim ve tüm konsantrasyonumu Amsterdam'da koşacağım yarı maratona çevirdim. Barcelona'da koştuğum 2.05.00 lik dereceden sonra bu yarışta kişisel hedefimi 1.50.00 civarında bir süreye koydum. Bu aralıkta başka yarı maraton koşmasam da Mayıs 2018'de İzmir'de koştuğum Wings For Life koşusunda arabaya tam 21,1 km de yakalanmıştım. Bu mesafeyi 1.51.30 gibi bir dereceyle yapmıştım. Dolayısıyla iyi bir hazırlık dönemi ve sakatlığı az hissederek hedef süreme ulaşmak çok da imkansız olmayacaktı. 



Tek dezavantajım kuvvetsel bazda iyi hazırlanmış olsam da yarıştan önce uzun mesafe antrenman yapmak için çok fırsat bulamadım. Uzun yarış koşamadım. Ama katıldığım Eker I Run 5km ve Geyik Koşularında koştuğum 4km yarışlarında kendi en iyi derecelerimi yaparak moralli bir şekilde Amsterdam yolculuğuna çıktım. Ayrıca bu süre içerisinde bisiklet aldım ve dayanıklılığı arttırabilmek için haftasonu uzun bisiklet sürüşleri yaptım. 



Bu hazırlık sürecinin ardından nihayet 20 Ekim sabahı geldi ve şirketten arkadaşlarım Erhan,Özden ve Kemal'le birlikte yola çıktık. Tabi Adım Adım Florya ekibinden Erhan, Zeynep, Mediha, Yasemin, Banu ve Pınar S. de bizden bir gün önce yola çıkmış ve yarışa katılmak için Amsterdam'a gelmişlerdi. Hem kalabalık hem de keyifli bir 4 gün geçireceğimiz kesin gibiydi. Öğleden sonra Museumplein yakınındaki otelimize yerleştikten sonra ilk işimiz hemen Maraton Fuarına gidip kitlerimizi almak oldu. Maraton fuarları her zaman heyecanlı ve motive edici oluyor. Yine farklı olmadı ve çıktığımda kendimi tam anlamıyla artık yarışa hazır hissediyordum.



Cuma ve Cumartesi geceleri Amsterdam'ın en hareketli, kalabalık ve gürültülü geceleri oluyor aslında ama ertesi gün yarış olduğu için Cumartesi gecesini yüzeysel bir tur, 1-2 bira ve çok geç olmadan otele dönüp uyuyarak geçirdik. Aslında yarı maraton 13:30 da başlayacaktı ancak sabah 10:00 da başlayacak 8 km koşusuna katılacak arkadaşlara destek olmak ve maraton fotoğrafları çekmek için erkenden uyanmamız gerekiyordu. Geceden kıyafetlerimi, göğüs numaramı ve ayakkabılarımı hazırlayıp her yarış öncesi yaşadığım heyecanı yaşayarak uyudum yine.



Yarış sabahı odadan çıkmadan iyi bir kahvaltı yaptık ve 8 km yarışı için yola çıktık. Ben yolda Olimpiyat stadına gitmek yerine Kemal ve Erhan'ı bırakarak Museumpleine geçtim. Rijksmuseum'un içinden geçen geçidi gören güzel bir yere hatta Amsterdam yazısının üzerine tırmanıp arkadaşlarımın fotoğraflarını çekebilmek için vaziyet aldım. Önce saat 9.00 da maraton start alıyordu. Yaklaşık 10 binin üzerinde maraton koşucusu geçti önümüzden. Ülkemizde maratonlara katılan sayısını düşündüğümüzde gün boyu sürecek muazzam bir organizasyon başlamıştı bu startla birlikte. Önce elit atletler geldi ve arkasından bitmek tükenmek bilmeyen onlarca ülkeden binlerce koşucu. Tam bir şölen havası. 



Tam maratoncular bitti derken 8 km startı da verildi ve yaklaşık 18.000 (on sekiz bin) koşucu daha önümüzden geçip gitti. Tabi bu sırada hem şirketten hem de Adım Adım Florya ekibinden de arkadaşlar teker teker geçtiler ve hepsinin fotoğraflarını yakaladım. Bu sabah maraton fotoğrafçılığı branşında da ilk deneyimimi yaşadım. Bence iyi de bir başlangıç yaptım sayılır. Koşmadığım bazı yarışlarda düşünebilirim ilerde. Neyse organizasyona dönersek yaklaşık 30 bin kişi koşusunu tamamladı ve artık sıra öğleden sonra koşulacak yarı maratona gelmişti. Heyecan da yavaş yavaş artmaya başlamıştı tabi ki benim için. Fotoğrafçılık görevimi tamamlayıp startın alınacağı Olimpiyat stadına doğru hareket ettim. 



Stada ulaştığımda ilk önce yarışlarını bitiren arkadaşlarımı tebrik ettim. Erhan, Kemal ve Özden'le buluşup Garanti Yatırım formalarımızla fotoğraf çektirdik. Daha sonra yarı maraton koşacak olan Pınar da bize katıldı ve start alanlarımıza doğru dağıldık. Start alanımız diyorum çünkü yurtdışında bu tarz ve kalabalık olan yarışlarda karışıklık yaşanmaması adına start sistemi için çok düzenli ve düzenleyici harika bir uygulama var. Daha yarışa kaydolmadan size hedef sürenizi soruyorlar ve bu verdiğiniz süreye göre de start alanları belirleniyor. Böylece yarışı 2 saatin üzerinde bitirmeyi hedefleyen bir koşucu hedefi 1.30.00 olan bir koşucudan daha önce koşuya başlayıp startta bir engel olarak karşısına çıkmaktan kurtulmuş oluyor. Her start alanının startı sırayla veriliyor ve böylece herkes yaklaşık olarak kendisiyle benzer hızda koşacak koşucularla birlikte başlıyor koşuya. Runatolia yazısında bahsetmişimdir koşunun ilk 1,5-2 km sini insanlar önümden çekilsin diye bağırarak, zikzaklar çizerek ve hızımı ayarlayamadan koşmak zorunda kalmıştım. Bizim organizatörlerimiz de benzer uygulamaları uygular diye umuyor olsam da bu seneki İstanbul maratonuna katılanlar daha bu konuda alınacak çok yolumuz olduğunun farkındadır. Neyse biz konumuza ve koşumuza dönelim artık. 



Yarı Maraton için de yaklaşık 15.000 koşucu hazırdı ve bu muhteşem ortamda yarış başladı. Genelde startla birlikte hızlı çıkarım yarışlarda ve ilk 2 km 5.00 pace altı koşarım. Ancak bu sefer öyle planlamamıştım ve yapmadım da. Genelde 5.00-5.30 pace arası giderek son 2 km ye kadar gücümü korumayı ve kalan mesafeyi de saate bakarak hedef sürem içerisinde bitirmeyi planlamıştım. Dizim genelde 7-8.km arası sorun çıkardığı için o mesafeye kadar hızımı korudum ve baktım sakatlığı fazla hissetmiyorum 10.km kadar devam ettim. Bu bölgede sıvı ve meyve takviyesi aldıktan sonra dizimi de yarım dk kadar dinlendirip koşuya devam ettim. 15.km ye kadar neredeyse hiç sorun yaşamadım ve her şey yolunda gidiyordu. Ne olduysa bu mesafeden sonra oldu. Kalflerimde ve hamstringimde ufak kramplar hissettim. Başlarda önemsemedim ancak 5.45-5.50 pace hıza kadar yavaşlamış olsamda kramplar artmaya ve bacaklarımda yayılmaya devam etti. Yarış içerisinde hedef süremi önce 1.55.00 daha sonra 2.00.00'a çıkarmış olsam da son 3 km neredeyse bırakın koşmayı yürüyerek dahi yarışı bitiremeyecek noktaya geldim. Yine de son metreleri düşünerek baya bir mesafeyi yürüyerek geldim. Stada yaklaştığımda son bir gayretle koşmaya çalıştım. Ancak bacaklarımdaki kasların her noktasına kadar kramp hissediyordum. 




Adım Adım Florya ekibinden arkadaşlarım beni stada girmeden hemen 100 mt önceki bir noktada destek için bekliyorlardı. Hatta onlar bana destek için bağırırken, video ve fotoğraflarımı çekerken ben 300 metre kala yarışı bırakma noktasına gelmiştim. Durup olduğum yerde bir 30 sn kadar dinlendikten sonra artık yarışı bitirmek için stada giriş yaptım ancak koşamıyordum. Yine de son düzlüğe kadar gücümü toplayıp güzel bir finish yapmak için depara kalktım ancak yine olmadı ve acılar içinde bitiş noktasını geçtim. O ana kadar özellikle son 3-4 km de psikolojik olarak kendimle çatışmış olsam da sonuçta vazgeçmemiş ve bir yarı maratonu daha 2.05.00 yani Barcelona ile aynı derecede bitirmiştim. 



O andan sonra biraz rahatlamaya ve bulunduğum ortamın keyfini çıkarmaya başladım. Erhan da yarışı benimle yakın saatlerde bitirdiği için saha içinde buluştuk. Fotoğraflar çekilip biraz da esneme yaparak vücudu rahatlattık. Tribünde ise hem şirketten hem de Adım Adım'dan arkadaşlarımız bol bol fotoğraflarımızı çekmiş sağolsunlar. Daha sonra madalyalarımız ve ikramlarımızı aldıktan sonra stattan çıkıp arkadaşlarımızla buluştuk. Ben derecemi madalyama işlettim ve dinlenmek için otele doğru yola çıktık. Otele giderken tabi ki zafer birasını almayı unutmadık. İstediğimiz gibi olmasa da büyük bir sağlık sorunu olmadan yarışı bitirmiş olmak günün en keyifli anıydı. Her yarışın kendi içinde bir hikayesi var ve Amsterdam belki iniş-çıkışları en çok yaşadığım yarış olarak anılarımda yerini aldı bile. 



Yarışın ertesi günü arkadaşlarla Edam, Volendam ve Marken turu yaptık. Bu kasabalar Amsterdam'a otobüsle yarım saat uzaklıkta olmasına rağmen sakinliği, atmosferi, manzaraları ve kanallarıyla bizi çok etkilediler. Bu kasabalara ulaşmak için Centraal Station arkasından kalkan otobüsler var. 10 euro karşılığı bir otobüs bileti alıyorsunuz ve gün boyunca geçerli olan bu biletle bölgedeki tüm kasabaları gezebiliyorsunuz. Oraya kadar gitmişken de Edam peyniri almadan dönmüyorsunuz tabi ki. Ben pesto soslu olanından almıştım şarabın yanında harika gidiyor. 



Amsterdam yolculuğumuz burada sona eriyor ve Amsterdam'dan çok güzel anılarla dönüyoruz İstanbul'a. Bir sonraki yarı maraton deneyimim yine Barcelona'da olacak 2019'da. Bu sefer artık 1.50.00 hedefe ulaşmak için daha çok çaba sarfedeceğim. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...



17 Haziran 2018 Pazar

Runatolia 2018.. İlk Koşudan Bugüne..

Aslında hikayemin başladığı yer diye bahsedebilirim Antalya'dan. Runatolia 2017'den önce defalarca kez bir yarış koşmak istemiş çeşitli şanssızlıklar sonucu bir türlü koşma fırsatı bulamamıştım. Ama geçen seneki yarış hem kendi koştuğum hem de Adım Adım ile koştuğum ilk yarış olmuştu. İlk yarışım olduğu ve o zaman daha amatör olduğum için de hedefimi 1 saatin altına koymuş ve yaklaşık 55 dakikada yarışı bitirerek aslında bir nevi hedefime ulaşmıştım. 


Bu sene kayıt olurken benzer duygularla ve heyecanla bu sefer yarı maraton için kayıt yaptırmıştım ve hedefim 21 km'yi koşabilmekti. Ne yazık ki Barcelona yazısında da belirttiğim sakatlık yüzünden yarışa 15 gün kala mesafeyi değiştirmek durumunda kaldım ve bu sene de Antalya'yı yine 10 km koşarak döndüm İstanbul'a.



Antalya koşularının bizim için özel bir anlamı var. Adım Adım'ın bağış koşusu yaptığı 3 koşudan (İstanbul Maratonu, Runatolia ve Bozcaada Yarı Maratonu) birisi olduğu için oldukça kalabalık gittiğimiz ve inanılmaz keyif aldığımız bir ortam sözkonusu oluyor. Bu senede yine geçen yıl olduğu gibi Lara'da bulunan Akra Barut oteli seçilmişti ve konaklamalar bu otelde yada çevrede bulunan yakın otellerde yapıldı. Sıkıntı olmaması için de yine havalimanından otele transfer seçeneği mevcuttu ve hiç sıkıntı yaşamadık. 



Cumartesi sabah 7.00 uçağıyla gittim Antalya'ya ve transfere maraton fuarı da dahil olduğu için Terra City AVM'ye uğrayıp önce yarış kitimi aldım. Oradan da otele geçtim ve biraz dinlendikten sonra Akra Barut'a gelerek eğlenceye dahil oldum. Eğlence diyorum çünkü Cuma'dan başlayarak Adım Adım'ın maraton sonrasına kadar etkinlikleri hiç bitmiyor. Bağış koşusu yapmak ve Adım Adım'la birlikte koşmak isteyen herkese bu organizasyonu tavsiye ediyorum. Akşama doğru Garanti Yatırım Koşu Kulübünden arkadaşlarımız da geldi ve onlarla da kısa süre bile olsa görüşme fırsatım oldu. Garanti Yatırım şirketimiz olarak bu alanda bize çok destek oluyor. Bu vesile ile bize destek olan yöneticilerimize de teşekkür ediyorum tekrar. 



Yine de Pazar sabahı yarış olduğu için çok geç kalmadan otele döndüm ve klasik olarak eşyalarımı geceden hazırlayarak yarış havasına ve motivasyonuna geceden girmeye başladım. Sabah erken kalkıp hafif ama enerji veren bir kahvaltıdan sonra önce otele oradan da transferle maraton alanına geçiyorum. Otobüste yine Florya Çaylaklar ekibi olarak kalabalığız =)



Runatolia'nın bir diğer sevdiğim özelliği ise maraton alanı çok hareketli ve keyifli oluyor. Mart ayı olmasına rağmen Antalya'da hava ısınmış oluyor buda yarış öncesi ortamın daha eğlenceli olmasını sağlıyor. Artık yarışa dakikalar kaldığı için ilk önce çantalarımızı emanet alanına bırakıyor ve daha sonra Adım Adım antrenörleri eşliğinde toplu olarak ısınmamızı yapıyoruz. Artık yarışa hazırız =)



Hep olumlu şeylerden bahsettik ama starttan önce yarışla ilgili olarak ciddi bir eleştiri yapacağım. Bir önceki Barcelona yazısında bahsettiğim herkesin tahmini süresine göre çıkış yaptığı bir sistem mevcut genellikle yurtdışı koşularda. Türkiye'de ise tam tersi herkes karmakarışık start alıyor. Yarı maraton gibi biraz daha uzun yarışlarda daha az hissediyorsunuz ama 10km gibi herkesin sırf katılabilmek için kayıt olduğu organizasyonlarda son derece sıkıntı yaşanıyor. Ülkemizde bilinç derecesi düşük olduğu için kayıt olan herkes bir bitirme hedefi olsun olmasın startta en öne geçmeye çalışıyor. Hadi bunda da sıkıntı yok diyelim ama start çizgisini geçtikten 20 metre sonra yürümeye başlayan katılımcılardan dolayı neredeyse yarışın ilk 2 kilometresinde gereksiz bir efor harcamak zorunda kalıyor, ister istemez yavaşlıyor ve insanları geçmek için çizilen zikzaklardan dolayı daha çok mesafe katetmek durumunda kalıyorsunuz. Halbuki amacı olmayan ve sırf eğlenmek için katılan yarışçılar arka taraflara yönlendirilebilir yada ordan yarışa başlamaları sağlanabilir. Umarım bu duruma ilerleyen dönemlerde bir çare bulunur. 



Bu karmaşa içerisinde start alındı ve koşuya başladık. Bahsettiğim gibi neredeyse ilk 2 km baya bir zorluk yaşadım ve bu kalabalığı atlattıktan sonra yeniden ritmimi buldum. 3.km civarlarında şirketimiz Garanti Yatırım'dan koşuya katılan diğer arkadaşlarla karşılaştım onlarla bir selfie çektikten sonra koşuma devam ettim. 3.km den sonra 5:00 pace koşan bir pacerın peşine takıldım ve uzun bir süre onu takip etmeye devam ettim. Klasik olarak her yarışa hızlı başlama huyum olduğu için ilk 2 km yi aynı zamanda insanları da geçme motivasyonuyla 4.30 pace civarında koşmuştum yine. 6.km ye kadar pacerı takip ettikten sonra dizimdeki sakatlığı da düşünerek biraz tempomu düşürdüm. 



Neticede çok ciddi bir süre hedefim yoktu. Sadece geçen senenin altında koşarsam başarılı hissederim diye düşünüyordum. 8.km ye kadar da yine 5:00 üzerinde bir tempoda devam ettim. Son 2 km de ise dizime de güvenim geldiği için biraz tempo arttırdım ve 50 dakikanın da altına düşerek güzel bir finish yaptım. Finishe az bir mesafe kala TEGV ekibi ile birbirimizi gaza getirip biraz coşkulu bir finish yapmış olabilirim =) Finish çizgisine yaklaşınca TEGV'den İnci, Florya Çaylaklardan Tuba fotoğraflarımı çekmiş sağolsunlar. Ayrıca yine Garanti Yatırım'dan ekip liderim olan ama abim gibi sevdiğim Gürcan Abim de beni finishte bekleyenler arasındaydı. Yarış sonrası onunla da fotoğraf çektirdik. Tabi klasik madalya ısırma pozumu vermeyi unutmadım =)



Emanet çadırına gidip çantamı aldım ve masaj yaptırdıktan sonra yine Florya Çaylaklardan arkadaşlarımızla bir araya geldik hem soğuma yaptık hem de yarış sonrası biraz eğlenceli vakit geçirdik. Daha sonra köfte partisine katılmak için otele geri döndük ve yemeklerimizi yedikten sonra artık yavaş yavaş dönüş vakti gelmeye başlamıştı. Runatolia bu sene de çok keyifli geçti ve seneye artık yarı maraton koşabilmeyi ümit ediyorum. Destek olan, yanımızda olan herkese tekrar teşekkür ediyorum. Adım Adım üyesi olduğum ve bu oluşumda bu kadar güzel arkadaşlıklar kazandığım için ekstra mutluyum. Seneye yine görüşmek üzere..

25 Mart 2018 Pazar

Barcelona Yarı Maratonu 2018... Run Your World..

Barcelona Yarı Maratonu'na kayıt olduktan sonra eş anlı olarak blog kararını da vermiştim. İlk yazılarımın hep Barcelona'ya denk gelmesi güzel tesadüf. Bana göre dünyanın en güzel şehri Barcelona'da koşmak hem de ilk yarı maraton deneyimini yaşayacak olmak fikri bile yeterince heyecan verici iken bunun gerçek olması tarif edilemeyecek bir duygu gerçekten. Belki herşey yolunda gitmedi belki planladığım gibi olmadı ama çok da güzel oldu.



Geçen sene koşu hayatımın ilk sezonunu kendime göre iyi derecelerle bitirmiş ve çok keyif almıştım. Artık kendi çapımda iyi bir sporcu ve orta mesafe koşucusu olabilirdim. Koşmak dışarıdan bakıldığında çok kişiye ne kadar anlamsız gelse de bu spora başladığınızda katettiğiniz her kilometre geçtiğiniz her finish sizi farklı duygulara sürüklüyor. 2017 Runatolia ile başlayan bu serüven Bozcaada 2017 ile devam etti ve artık macera başlamıştı. İstanbul Yarı Maratonu'nda koştuğum 10 km koşusunu 52:20 ile bitirdiğim yarış yaza kadar yaptığım en iyi derecem olmuştu. Adım Adım Florya Çaylaklar ekibi olarak her hafta daha iyi derece ve performanslarla güzel bitirmiştik sezonu.



Bozcaada sonrası biraz tempo düşürmek, ramazan arası, yaz tatilleri ve rehaveti derken 20 Temmuz sonrası yavaş yavaş tekrar başlamıştım düzenli antrenmanlara. Geçen senenin aksine çok daha hızlı şekilde geçen seneki tempoma ulaştım ve 50 dakikanın altına çektim 10 km derecelerimi. Gelibolu Maratonu'nda 47:07 ile kendi en iyi derecemi tekrar geliştirmiştim. 1:20:00 hedef koyduğum İstanbul Maratonu 15 km koşusunu ise 1:14:57 ile bitirerek kendime güvenimi de üst seviyelere taşımıştım. Haftada en az 2 gün antrenman 1 gün interval yaparak geldiğim bu nokta bu sezonun en tepe noktalarıydı benim için. Artık hedefim Barcelona ve yarı maratonda 1:50:00 altı bir derece almaktı. Tüm konsantrasyonumu ve programımı buna göre yapmaya başlamıştım artık.



36 yıllık hayatımın en büyük kabusu tabi ki henüz karşıma çıkmamıştı: Sakatlık. 21 ve 23 yaşlarındayken sırasıyla sol ve sağ dizlerimden geçirdiğim iki çapraz bağ sakatlığım 36 yaşımdayken bile hala peşimi bırakmıyor malesef. Yarışa yaklaşık 1,5 ay kala başlayan ve uzun mesafelerde kendini daha çok hissettiren ağrılarım kısa zaman diliminde hazırlanmamı ve uzun mesafe koşusu için motivasyonumu da doğal olarak bayağı aşağılara çekti. 1:50:00 hedefi artık çok gündemimde değildi çünkü tek hedefim artık oraya gitmek ve sağlıklı bir şekilde 21 km'yi bitirebilmekti. 

Barcelona günleri ve Yarı Maraton öncesi:



10 Şubat sabahı İstanbul'dan Barcelona'ya yola çıktık. Adım Adım Florya Çaylaklar'dan sevgili arkadaşım Pınar da bana eşlik etti. En sona bırakmadan yarış boyunca bana verdiği destek ve seyahat arkadaşlığı için kendisine de en baştan teşekkürlerimi iletiyorum tabi ki :) Barcelona havaalanı olan El Prat'a indikten sonra otellerimize yerleştik ve ilk iş olarak maraton fuarına giderek koşu için kitimi aldım. Şehri bilenler için maraton fuarı Placa Espana'da bulunan ve eskiden boğa güreşi arenası olan ancak şimdi AVM olarak kullanılan Arenas de Barcelona'da yapıldı. Fuara gidene kadar yarışı bitireyim de nasıl biterse bitsin diyen ben göğüs numaramı ve tshirtümü aldığım andan itibaren dizimi unutup "yakarız bu gezegeni" moduna girmiştim bile :) 



Dünyanın en güzel şehrine gelmiştik ve kendi adıma toplam 2,5 günüm vardı. Ne kadar yorgunluk olsa da biraz şehri gezmek ve bu şehri hissetmek de lazımdı. Pınar da Barcelona'ya ilk defa geldiği için önce Placa Catalunya'ya gidip Hard Rock'ta bişeyler yedik. Daha sonra La Rambla'dan aşağı inerek önce La Boqueira'ya uğradık. Bu güzel pazardan meyve kokteylleri, meyve ve gerekli vitamin desteğini alarak ayrıldık. Pazar kapalı olduğu için Cumartesi uğramamak olmazdı zaten.  Sıra artık Gothic ve El Born'e dalıp Barcelona sokaklarında kaybolmaya gelmişti. İlk gelişimde gittiğim ama kapalı olduğu için giremediğimiz aynı zamanda Picasso müzesiyle de aynı sokakta olan El Xampanyet bu sefer açıktı. Şehrin en iyi tapasçılarından olan bu mekanı giden arkadaşlara mutlaka tavsiye ediyorum. Burdan çıktıktan sonra da Pınar'ın tavsiyesiyle Sincopa adlı bara gittik. Yarış öncesi akşamlar çok huyum olmasa da burada birlikte birer bira içtik. Estrella buranın en çok satılan birası ve tadını da çok özlediğim için içmek için ertesi akşamı bekleyemedim. Sincopa çok farklı ve salaş bir mekan. Biz burayı da çok sevdik ancak sokak aralarında farklı konseptlere sahip o kadar çok yer gördük ki birçoğunda da aklımız kalmadı değil. 



Haftasonu süprizi olarak uzun zamandır görüşemediğim bir arkadaşım da o haftasonu Barcelona'ya gelmiş ve akşam son olarak da onlarla birlikte Dry Martini adlı bir mekana gittik. Biraz Ufuk'larla oturduktan sonra artık otele dönmenin ve sabah koşu için dinlenmenin zamanı gelmişti. Dry Martini Barcelona merkezin biraz daha dışında üniversitenin arkasında kalıyor. Çok güzel martiniler yapan elit bir mekan. Tavsiye listesine ekledim :) Saat 23:00 te uyuyup sabah 6:30 da kahvaltı yapmak üzere oteldeyim artık.

Mitja Marato de Barcelona: 



Bir yarış ritüeli olarak her zaman koşu kıyafetlerimi tshirtümden çorabıma kadar geceden hazırlar kendimi yarışa motive etmeye başlarım. Gece de yine her önemli koşu gibi Adım Adım tshirtümü hazırladım giymek için. Sabah da erkenden uyandım ve yine geceden hazırladığım kahvaltımı yapıp koşu kıyafetlerimi giydim. Pınarla buluştuk ve sabah 8:00 de yarış alanına geldik. Daha kalabalık toplanmamıştı. Isınmak için start alanının hemen yanında bulunan Cituedella parka geçtik. Cituedella park benim Barcelona'da daha önceki ziyaretimde en sevdiğim yerlerin başındaydı. Hava güzelse eğer şehrin en güzel yeri bence. Özellikle baharda ve yaz aylarında gidiyorsanız mutlaka uğrayın. 



Kalabalık arttıkça heyecanım da arttı daha fazla. Kendi ısınmamı yaptıktan sonra takım olarak ısınan bir ekibe katıldım ve onların hocası eşliğinde ısınma hareketlerine devam ettim. Hoca taktik konuşmasına başladıktan sonra da biraz dinledim ama İspanyolca konuştuğu için daha fazla orda kalmadım ve son kontrollerden sonra artık start alanına doğru harekete geçtim. 



Biraz organizasyondan bahsedelim ve starta geçelim. Yaklaşık 15.000 kişinin katıldığı bir organizasyon Barcelona Yarı Maratonu. Daha kayıt olurken size tahmini bitirme sürenizi soruyorlar ve verdiğiniz süreye göre starttaki başlangıç alanınız belli oluyor. Herkes kendi verdiği süreye göre belirlenen renge uygun olarak start alanına girebiliyor. Mesela 1:45:00 süre verdiyseniz 1:30:00 süre veren ve daha önce başlayan grupla start almanız mümkün değil. Yine bizde yaygın olduğu şekilde yarışa kayıt olmadan ben start alanına kaynarım ve kayıt olmadan da koşarım diye bi şey de söz konusu değil. Denetimler ve sınıflandırma çok düzgün işliyor. Her renge mensup zaman grubu için ayrı ayrı start veriliyor ve o renkte konfetiler atılıyor havaya. Ben zaman olarak 1:40:00-1:55:00 aralığını vermiştim ve gögüs numaram yeşil renkte idi. Yeşil renkten verilen startla birlikte de yarışa başladım. Start alanı o kadar motive ediciydi ki başlamadan önce tamamen hedefe kilitlenmiştim artık. Bu açıdan organizasyonu tekrar tebrik ediyorum. 



Her ne kadar yarış başlamadan önce gaza gelmiş olsam da dizimdeki sıkıntının farkında olduğum için kendime bir koşu stratejisi belirlemiştim. En büyük sıkıntım daha önce hiç koşmadığım bir mesafedeki yarışa hazırlanamamış olmak ve özellikle 15-16. km den sonra neler yapabileceğimdi. Sakatlık olmasa kendime güzel bir program hazırlamıştım ama kısmet olmadı malesef. 7-8.km den sonra ortaya çıkan ağrılar beni ne kadar zorlayacak merak ediyordum. Bu duygular ve karmaşayla da başladım yarışa. 



İlk 2 km startın bana verdiği heyecanla başladı ve 4.30 pace ortalamayla geçti ama geride kalan 19 km yi düşünürsek koşu böyle bitmeyecekti. Sakatlığımı da göz önünde bulundurarak kalan km lerde tempoyu düşürmek adına 5.00-5.30 pace arasına düştüm ve 9.km ye kadar da bu tempoyu bozmadan devam ettim. 7 ve 8.km ler arası start noktası yakınından geçtiği için Pınar'la konuşmuştuk ve beni orada bekleyerek fotoğrafımı çekecekti. Tam konuştuğumuz yerde beni bekliyordu sağolsun. Birde fotoğrafçı İsa abiyi bulmuş oralarda benim fotoğraflarımı çektirmek için organize etmiş :) Onların desteğiyle orayı da geçtim o desteğin hızıyla 9.km ye kadar giderek artık ağrıyı ilk hissettiğim noktalarda malesef biraz durmak ve yürümek zorunda kaldım. Bu km yi 6,38 pace ile geçmiştim. 



Daha sonra 13.km ye kadar yine tempomu koruyarak devam ettim ancak burada dizim çok zorladığı için burda baya tempo düşürerek 7,50 pacelere kadar düştüm malesef. Sonra tekrar başladım ve 17.km ye dek 6,00 pace ortalamayla koştum ve bu kmyi yine 7.50 pace ortalamayla geçtim. Burdan sonrası çok zor geçti ancak bunu anlatmadan önce yine yarış ve izleyenlerle ilgili birşey paylaşmak istiyorum. Yarıç öncesi 15,000 kişiyi orda görünce ilk yurtdışı deneyimim olduğu için bir çok kişinin bir süre sonra bırakabileceğini, yürüyebileceğini düşündüm bizim yarışlardan yola çıkarak. Büyük yanılmışım gerçekten. 15,000 kişinin neredeyse tamamı hiç fire vermeden ve durmadan tamamladı yarışı. Ve çektiğim her sıkıntıda her durduğumda en az 3 kişi omuz atarak "hadi" dedi bana. Kenarda izleyen onlarca kişi göğüs numaramda ismimi okuyarak destek oldular. Bu gerçekten büyük motivasyon. Her km de izleyen destek olan onlarca kişi vardı. Hiçbir metrede yalnız olduğumu hissetmedim. Ve bu duygularımla da son 4 km ye girdim. 



Eğer dizimde problem yaşamasam muhtemelen 5:15 pace ortalamayla 21 km biter ve güzel bir dereceyle yarışı bitirebilirdim. Ancak koşu içerisinde yaşadığım sıkıntılar ve çok defa durup kalkmam sebebiyle özellikle 17.km den sonra çok defa kramp sıkıntısı yaşadım. Kaslarım soğuduğu için her tempo yaptığımda kalflerime ve üst baldırlarıma kramplar girdi. 19.km den sonra son 2 km nasıl geçti inanın ben bile bilmiyorum. Çok destek gördüm çok omuz aldım ve son metrelere kadar geldim. Son 50 metrede bile iki bacağıma aynı anda giren kramp o anda canlı yayın yapan sevgili "karşim" Pınarı heyecanlandırsa ve duygulandırsa da kendimi 10 metre içinde toplayıp güzel bir finishle ve 2:05:00 dereceyle yarışı sonlandırdım. Ayakta duracak halim yoktu ancak o kadar mutluydum ki o andaki seratoninle sanırım içecek, madalya ve meyve ikramlarını toplayıp hatta o ara kendimi fotoğraf bile çektirip Pınarın yanına gittim. Sonra da parkta önce esneme sonra da yatış pozisyonuna geçerek kendime gelmeyi bekledim :)



Durup geriye baktığımda bu güzel şehirde, bu tarihi caddelerde böyle bir hikaye yaşayacağımı 2013 yılında buraya ilk geldiğimde hayal bile edemezdim. Yakın arkadaşlarım bu şehrin tarihiyle, takımıyla, sokaklarıyla benim için ne kadar önemli olduğunu bilirler. O yüzden hala gerçek değilmiş gibi gelse de madalyama baktıkça kendime geliyorum arada. Bu sene belki istediğim gibi olmadı sonuç ama daha iyi sonuçlar için mutlaka buraya tekrar geleceğim. Hatta belki bir sonraki maceram neden Barcelona Maratonu olmasın? :)

Yine Yeni Yeniden Camp Nou:

Yarıştan sonra kendime geldikten sonra güzel bir kahvaltı ve ardından otele geçerek 2 saatlik bir uykunun ardından artık Camp Nou saati gelmişti. Buraya gelmeden 10 gün önce pazar saat 16:30 da olan Barcelona - Getafe maçı için biletlerimizi almıştık. Metroya bindik ve stada yakın durakta indikten sonra kendimizi kalabalığa bırakıp stada doğru yol almaya başladık. Barça atkımı aldıktan sonra stadın hemen karşısında bir Puba giderek İspanyol taraftarlarla birlikte hem biramızı rahat rahat içtik hem de tezahüratlara eşlik ettik. Sonra da stada geçerek korner bayrağının 3 sıra üzerindeki yerimize geçtik. 



Barcelona takımı çocukluğumdan beri hayranlıkla izlediğim ve bu statta bir gün mutlaka izlemek için hayalini kurduğum bir takımdı. Daha önceki gelişimde maça denk gelemediğimiz için müzeyi ve stadı gezmiştik ama bu sefer en güzel yerden maç da izleyebilecektik. Burada da benim dillere destan şansım devreye girdi ve son iki Barca - Getafe maçı 6-0 bitmiş iken bu sene Barca'nın bu statta gol atamadığı tek maç olarak 0-0 sona erdi :) Yine de bu statta 75,000 kişi ile birlikte bu heyecanı yaşamak da muazzamdı gerçekten. Artık kapıyı açtım nasıl olsa tekrar gelip tekrar izleyeceğiz Barcelonamızı. 



Otellerimize dönüp tekrar dinlendikten sonra artık paella/sangria vakti gelmişti ve biz şehrin en güzel restaurantlarından biri olan 7 Portes'i tercih ettik. Deniz ürünlü paellamızı ve sangriamızı söyleyip güzel bir akşam geçirdik. Burdan çıktıktan sonra da yine Born'de bulunan Sagardi isimli tapasçıya geçtik. Buraya ben geçen sefer de gelmiştim ama Pınar'ın da gelmesini istedim. Tapas yemedik ancak tarifi bizde gizli olan Sagardi'nin kendine özel içkisi olan Clara'dan içme şerefine nail olduk. İsteyen varsa yaparız ancak tarifi kimseye veremeyiz :)



Dönüş yolunda sokaktaki bi abiden 4 tane Estrella alıp Pınar'la La Rambla üzerinde güzel bir muhabbetten sonra artık dönüş vakti gelmişti benim için. Sabah kahvaltısı ve kısa bir turdan sonra bu seyahatim de sona ermiş ve Barcelona'ya veda vakti gelmişti. Tekrar geleceğim ve bu sefer daha da güzel anılarla ayrılacağım bu şehirden. 



Sırada Runatolia 2018 var. Görüşmek üzere.